Mısır’ı Anlamak İçin Türkiye Örneklemi

Metin Özkan 1302 Gösterim

Mısır’ın demokrasiye geçiş serüveninin başladığı 2011 yılından günümüze kadar yaşadığı sancılı süreçte hem Türk akademisinin hem bölgeye ilgi duyan akademisyenlerin üzerinde durdukları bir konu da, Mısır-Türkiye benzerlikleri, tarihsel deneyimleri ve bölgesel güç olma bağlamındaki potansiyelleri olmuştur. Söz konusu bu benzerlikler nedeniyle Türkiye, Mısır’ın demokrasiye geçiş sürecinin ilk dönemlerinde örnek olarak aldığı ülkelerden birisi olmuştur. Diğer bir ifadeyle Türkiye’nin 60 yıllık demokratik kazanımları ve ekonomik gelişmişliği Kahire’nin Ankara’ya rol model olarak bakmasına neden olmuştur. Özellikle Muhammed Mursi’nin her fırsatta Türkiye’yi ve AKP’nin Türkiye’yi getirdiği noktayı işaret etmesi, akabinde kendisinin cumhurbaşkanı seçilmesi ile beş yıllık süre zarfında Mısır’ın da Türkiye demokrasisine ulaşacağını işaret etmesi iki ülke arasında ki benzerlikleri ya da farklılıkları incelemeyi önemli kılıyor.

Bu noktada kısaca demokratikleşme literatürünün öne çıkan bazı varsayımlarını hatırlamak yerinde olacaktır. Demokratik bir siyasi yapının kurulması için 5-10 yıl gibi periyodlar son derece kısa sürelerdir. Özellikle otokratik yönetim veya diktatörlük ile yönetilen ülkelerin kısa sürelerde demokratik sistemlere geçişlerini amaçlamak ya da umut etmek son derece yersiz beklentilerdir. Demokratikleşme sürecini herhangi bir zaman aralığıyla tanımlamak yanlış olacağı gibi yanıltıcıdır da. Nitekim sürecin dinamikleri ve aktörleri zaman baskısını tehdit olarak algılayabilmekte ve bu da demokratikleşme serüvenini olumsuz etkileyebilmektedir.

Türkiye ve Mısır’ın gerek toplumsal yapıları gerekse geçirdikleri siyasal süreçleri anlamında pek birbirlerine benzediği söylenemez. Şöyle ki; Türkiye’de anaakım İslami gelenek, görece modernist yapılarken, Mısır’da güçlü bir Selefi-muhafazakar gelenek bulunmaktadır. Türkiye’de 1950’den bu yana 16 kez genel seçim yapılmış, Mısır’da ise 1952’den beri gerçekleştirilen seçimlerin hemen hepsi şaibeli olmuştur. Öyle ki ülkede yapılan ilk demokratik ve özgür seçimin galibi olan Muhammed Mursi’nin şu an içinde bulunduğu durum gözler önündedir. Türkiye’de 1950-60’lı yıllarda kurulan askeri vesayet rejimi ‘din’i devlet tekeline alarak toplumu laikleştirme amacına odaklanırken, Mısır’daki rejim ulema aracılığı ile İslam’ı tekeline alarak ülkeyi daha kolay yönetme amacına yönelmiştir. Türkiye özellikle son yıllarda liberal ekonominin tüm parametrelerine uygun siyasetler izleyerek İslami kesimin de siyasi-ekonomik alanlara entegre olmasını sağlarken, Mısır’da özellikle Müslüman Kardeşler gibi yapıların siyaseten dışlanması İslami kanadın devlete entegre olmasından ziyade düşman olmasını sağlamıştır.

Ancak farklılıkları bir kenara bırakılacak olursa Türkiye ve Mısır’ın ciddi anlamda benzeştiği bir noktanın “vesayetten kurtulma çabaları” olduğu söylenebilir. Türkiye’nin son 60 yılını askeri ve bürokratik vesayetten kurtulmaya çalışarak geçirdiği bilinen bir gerçek. Ancak Türkiye’nin “vesayetlerden” tam anlamıyla kurtulduğunu söylemek güç gözükmektedir. Bu yüzden bu yönde mücadele halihazırdaki siyasi iktidar tarafından yürütülmektedir. Mısır’ın ilk kez demokratik seçimle iş başına gelen cumhurbaşkanı Muhammed Mursi, devrimden sonra otoriter rejimin hala ayakta olduğu eski rejimin etkisindeki kurumlarla mücadele etmeye çalışmıştır. Ancak aldığı kararları uygulayamaması ve eski rejim aktörlerinin siyaset tecrübelerinin etkisiyle Mursi’ye direnmeleri vesayet rejiminin süreceğinin işaretleri olmuştur. Nihayetinde Mısır’da, Türkiye’nin 2010’a kadar yaşadığına benzer olarak askeri-bürokratik vesayete karşı demokrasi mücadelesi yaşanmıştır. Bu mücadele, seçimle gelen yönetimi hakim kılmak isteyen çoğunlukçu demokratlara karşı bürokratik vesayetçiler, liberaller ve Kıptiler arasında yaşanmıştır. Mısır’da yaşanan vesayet mücadelesi başarısız olmuş, Abdülfettah El-Sisi liderliğinde askeri darbe gerçekleşmiştir.

Mısır ve Türkiye analizinde benzerlikler bağlamında belirtilmesi gereken başka bir konu ise, iktidar ve muhalefet arasında derin kutuplaşmaların varlığıdır. İlaveten, iktidar ve muhalefet arasındaki gerginliklerin merkezindeki konulardan bir tanesinin “İslami hayat tarzının dayatılması” tartışması olması da başka bir benzerliktir. Mısır’da Mursi yönetimi “ülkeyi İslamlaştırmakla” suçlanmış ve muhalefet tarafından eleştirilmişti. Türkiye’de de AK Parti uzun yıllar benzer eleştirilere maruz kalmıştır. “Milli iradeye sahip çıkılması” diskuru da Türkiye ve Mısır’ı birbirine benzer kılan bir diğer nokta olarak belirtilmelidir. Türkiye’de AK Parti iktidarının ana söylemlerinden bir tanesi milli iradeye sahip çıkılmasının gerekliliğidir. Mısır’da Hürriyet ve Adalet Partisi de siyasetinin merkezine benzer bir ajandayı yerleştirmişti.

Mısır ve Türkiye arasında yukarıda sayılan benzerliklere rağmen Türkiye’nin demokrasi serüveni ve demokrasi adına aldığı yol bakımından Mısır’ın bir hayli önünde yer aldığını açıktır. Son Gezi Parkı olaylarında Türkiye ile Mısır arasında paralellik kurmanın ne kadar yanlış olduğu, vesayet kurumlarının Mısır’daki gibi işlememesi ve vatandaşların geniş kesiminin gösterdiği sağduyu ile açık bir biçimde ortaya çıkmıştır. Ayrıca Gezi Parkı protestolarıyla kaos yaratmak isteyenlerin başarılı olamaması Türkiye demokrasinin geldiği noktayı görmek adına önemli olmuştur. Mısır’daki siyasal yapının kırılganlığı, askeri ve bürokratik vesayetin halen ne kadar güçlü olduğu 3 Temmuz 2013’teki askeri darbeyle ve sonrasındaki süreç yaşananlarla daha net biçimde görülmüştür.

Hakkında

Lisans ve Yüksek Lisans eğitimini Dumlupınar Üniversitesi’nde tamamladı. 2013 yılında Gazi Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü’ne Araştırma Görevlisi olarak atandı. Halen Gazi Üniversitesi Siyaset ve Sosyal Bilimler Anabilim Dalı’nda Doktora eğitimine devam etmektedir.

Yorum Yap