Suudi Arabistan’da Kral Selman Dönemi ve Sisi’nin Endişeleri

Ahmet Ayhan Koyuncu 1135 Gösterim

Ortadoğu’da cereyan eden iktidar mücadelesi çok boyutlu ve çok fazla etkiye açık olarak gerçekleşmektedir. Bundan kaynaklı olarak da gerek ülke içi gerekse ülke dışı etkenler, mevcut iktidarları sürekli zor duruma düşürmektedir. Kral Abdullah’ın ölümü sonrasında Suudi Arabistan’da yaşanan iktidar değişimi de Ortadoğu’daki dengeleri yerinden oynatacak bir değişim olarak görülebilir.

Kral Selman’ın iktidara gelmesinden hemen sonra “seleflerimin politikalarını devam ettireceğim” şeklindeki açıklaması, bölge uzmanları tarafından tatmin edici bulunmadı ki yapılan analizlerde, Suudi Arabistan’daki iktidar değişiminin, özellikle Mısır politikasında ciddi bir değişmeye neden olacağı ön görülmeye başlandı. Uzmanların yeni döneme ilişkin analizlerinin bazı dayanakları, Sisi’nin Kral Abdullah’ın cenazesine katılmaması, Mısır ve Katar arasındaki uzlaşmanın mimarı olan Tuvegri’nin yeni yönetim tarafından görevinden uzaklaştırılması, El-Cezire kanalının Mısır’daki darbe yönetimi karşıtı yayın politikasını yeniden görünür hale getirmeye başlaması olarak belirtilebilir. Bu gibi nedenlere ilaveten özellikle Arap medyasında Suudi Arabistan’ın yeni Kralı Selman’ın Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah el-Sisi’den hoşlanmadığı yönünde bazı haberlerin yer alması da Riyad-Kahire arasında bir fikir ayrılığının işaretçisi olarak yorumlanıyor.

Öte yandan bölge jeopolitiğinde yaşanan kırılmalar da Suudi Arabistan’ın yeni yönetimini politikalarını gözden geçirmeye itiyor. Suriye’de savaşın uzaması ve Yemen’de Husilerin iktidara el koymalarının da etkisiyle İran’ın bölgedeki etkisinin artmasına paralel olarak “Şii” tehdidinin yükselişe geçmesi Riyad yönetimini endişelendirmekte. Bir taraftan da IŞİD’in kontrol edilemez hale gelmesi de Suudi Arabistan’ı doğrudan hedef haline getiriyor. Böyle bir ortamda Mısır’daki Sisi yönetiminin Müslüman Kardeşler hareketine baskısına Suudi Arabistan’ın destek olduğu imajı Riyad için daha büyük bölgesel tehditlerin doğmasına neden olabilecektir.

Öte yandan bölge uzmanlarının bir kısmı da bu analizlerin çok aceleci bir şekilde yapıldığı yönünde eleştiriler getirmektedir. Bu yaklaşıma göre Mısır ve Suudi Arabistan’ın ortak düşmanları olan Müslüman Kardeşler ve el-Kaide’nin, Arap Baharı sonrasında oluşan boşluktan faydalanarak güçlenerek hem Mısır hem de Suudi Arabistan için tehdit oluşturmaya devam ettiği ifade edilmektedir. Yine İran tehdidi konusu, bu yaklaşım tarafından da işlenmekte ve İran’a karşı bu iki ülkenin işbirliği yapmalarının zorunlu olduğu ileri sürülmektedir.

Türkiye de bu yeni durum karşısında, pozisyonunu güçlendirmeye çalışmakta ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ziyaretinin, yeni Suudi yönetimi ile ilişkileri güçlendirme yönünde önemli bir adım olduğu düşünülmektedir. Sisi ile aynı gün Mısır ziyareti gerçekleştiren Erdoğan, yeni yönetime Mısır ve Müslüman Kardeşler politikasında değişikliğe gitmesi konusunda telkinlerde bulunmuştur. Erdoğan’ın ziyaret sonrası yaptığı açıklamada “Riyad’la Mısır konusunda fikir ayrılıklarının devam ettiğini ancak bunun Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkileri etkilemeyeceğini” söylemesi, Kral Selman yönetiminin Mısır politikasını “köklü” bir biçimde değiştirmeyeceğinin işaretçisi olarak okunabilir.

Bu tür analizlerin haklı oldukları farklı boyutlar vardır. Ancak burada daha önemli olan bir başka durum ortaya çıkmaktadır ki, birçok Ortadoğulu lider bu tedirginliği muhtemelen yaşamaktadır. Bu tedirginlik, halk desteği olmaksızın dışarıdan destekle iktidarda bulunanların, aslında ne kadar zayıf bir dayanağa sahip olduklarının bir göstergesidir. Bu rejimlerin bir anlamda “Kağıttan Kaplan” oldukları ve her an karşılaşılabilecek değişikliklerle yok olabilecekleri Ortadoğu örneğinde son birkaç yıldır yaşanan gelişmelerde ortaya çıkmıştır.

Sisi’nin Mursi’yi devirirken muhalefetin öne çıkardığı sosyal, ekonomik, siyasi sorunların hiçbirisi henüz çözülmüş değildir. Üstelik Körfez ülkelerinin ve Batı’nın yardımlarının Mısır ekonomisini nereye kadar taşıyabileceği soru işareti olarak durmaktadır. Özellikle petrol fiyatlarının dibe vurduğu bir dönemde nüfusu 90 milyona varan Mısır’a Körfez ülkelerinin yardımının sürmesinin zor olduğunun da altını çizmek gerekir.

Sonuç olarak Mısır’daki darbe yönetiminin, en ufak bir değişimden olumsuz etkilenecek kadar dışa bağımlı olduğu söylenebilir. Son dönemde yaşanan isyanlar ışığında bakıldığında, halk desteğinden yoksun ve meşru olmayan iktidarların artık sürdürülebilir olamayacağı ortadadır. Suudi Arabistan’daki iktidar değişiminin Mısır’ın meşruiyetten uzak rejimi için etkilerini şimdiden kestirmek güç olsa da, bu ülkedeki Müslüman Kardeşler hareketi üyelerinde bir beklentiyi ortaya çıkardığı muhakkaktır. Suudi Arabistan’ın yeni yönetiminden gelen açıklamalar, baskı altındaki İhvan hareketinin, yeniden siyaset denklemine dahil edilmesi konusunda bir umut anlamına geldiği söylenebilir.

Ahmet Ayhan Koyuncu

1979 yılında Gaziantep/İslahiye doğumlu yazar, ilk ve orta öğrenimini Gaziantep’te tamamladı. Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyoloji bölümünü 2005 yılında bitirdi. Ardından başladığı Yüksek Lisansını 2008 yılında aynı üniversitede tamamladı. Bir süre ara verdiği akademiye 2010 yılı sonunda Muş Alparslan Üniversitesi Sosyoloji Bölümünde araştırma görevlisi olarak devam etti. 2012 yılında yine Afyon Kocatepe Üniversitesinde görevlendirmeyle doktora eğitimine başlayan yazar, 2014 yılı başında Muş Alparslan Üniversitesine geri döndü. Çalışmalarını halen bu üniversitede sürdürmektedir.

Yorum Yap