Suudi Arabistan-Mısır İlişkilerinde Yeni Dönem (mi)?

İsmail Akdoğan 1733 Gösterim

sisi ve kral selman - foto: egyptian presidency23 Ocak 2015’te Suudi Arabistan Kralı Abdullah bin Abdüzaziz’in vefat etmesi son yıllarda Suudi Arabistan ile Mısır arasında kurulmuş olan güçlü ittifak ilişkisinin geleceğine ilişkin tartışmaları beraberinde getirdi. Ulusal ve uluslararası yayın organlarında yayınlanan makale ve analizlerin pek çoğu Riyad-Kahire ilişkilerinin Kral Abdullah döneminde olduğu kadar güçlü olmayacağı ve Suudi yönetiminin Mısır’a verdiği finansal ve diplomatik desteği çekebileceği ileri sürüldü. Ancak söz konusu yayınların öngörülerinde aceleci davrandıkları ve temennileri dile getirdikleri gözlerden kaçmamaktadır. Mevcut bölgesel denklem içerisinde Suudi Arabistan’ın dış politikada tehdit algılamaları, hedef ve önceliklerinin kısa vadede değişmeyeceği göz önüne alındığında Riyad yönetimin stratejik önem atfettiği Mısır’daki darbe yönetiminden vazgeçemeyeceği söylenebilir.

O halde Suudi Arabistan açısından Mısır’ı stratejik kılan ana dinamikler nelerdir? Son yıllarda Suudi Arabistan ile Mısır’ın güçlü bir müttefik haline gelmesinde rol oynayan temel değişkenler nelerdir? Neden Suudi yönetimi darbeyle yönetime gelen Sisi yönetimini açık bir şekilde desteklemektedir? Yukarıdaki soruların cevapları Suudi Arabistan’ın Kral Selman döneminde Mısır politikasının sürekliliğini açıklamamıza yardımcı olacaktır. Arap Baharı’nın meydana getirdiği bölgesel anarşi atmosferinde Suudi Arabistan’ın ulusal güvenliğine ve bölgesel nüfuzuna pek yakın bir tehlike olarak gördüğü iki temel tehdit bulunmaktadır; İran’ın bölgede gittikçe artan nüfuzu ve sınırı aşan İslami hareketlerin/örgütlerin bölge devletlerinin siyasal istikrarını ve toprak bütünlüğünü zedelemesi. Hâlihazırda bu iki tehdidi dış politikada önceleyen Riyad yönetimi bunda başarılı olabilmek için bölgede aynı tehditlere sahip olan Kahire gibi bir güçlü bir müttefike ihtiyaç duymaktadır.

Arap Baharı’nın yol açtığı bölgesel istikrarsızlık ve otoritesizlik ortamında bölgedeki İslami hareketler oldukça güçlerini artırdılar ve etki sahalarını genişlettiler. Burada esas olarak Mısır merkezli Müslüman Kardeşler ve onun hemen hemen tüm Arap ülkelerindeki kolları ve el-Kaide ve yine onun birçok Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkesindeki türevleri dikkatleri üzerine çekmektedir. Hem Suudi Arabistan hem de Mısır yönetimi Müslüman Kardeşler ve el-Kaide türevi İslami örgütleri ortak ulusal güvenlik tehdidi olarak görmektedirler. Kuzeyden Irak ve Suriye’deki Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) ve güneyden ise Yemen’deki Arap Yarımadası El Kaidesi (AYEK) yaptıkları bombalı saldırılarla Suudi Arabistan’ın siyasal istikrar ve toprak bütünlüğünü tehdit etmektedirler. Örneğin Ocak 2015’te Irak sınırından Suudi Arabistan karakoluna bombalı saldırı düzenleyen IŞİD, iki Suudi askerini öldürmüştür. Kasım 2014’te ise IŞİD’ın el-Hasa bölgesinde yaptığı bombalı saldırıda 7 Suudi vatandaşı hayatını kaybetmiştir. Aynı şekilde Sina Yarımadası’nda son zamanlarda gücünü artıran ve IŞİD’e bağlılığını ilan eden Ensar Beytül Makdis ise Mısır açısından ulusal güvenlik sorunu teşkil etmektedir. Örneğin Ocak 2015’te Ensar Beytül Makdis’is güvenlik güçlerini hedef alan bombalı saldırılarında 40’tan fazla kişi hayatını kaybetmiştir.

Öte yandan Suudi Arabistan ve Mısır rejimleri, Müslüman Kardeşler’i de bölgede ortak tehdit olarak görmektedirler. IŞİD ve benzeri silahlı örgütlerin tersine şiddeti araç olarak kullanmayan Müslüman Kardeşler bölgede iktidar alternatifi olması nedeniyle Riyad ve Kahire yönetimlerinin tedirginliğine yol açmakta ve onu ciddi tedbirler alarak bölgede yalnızlaştırmaya çabalamaktadırlar. Müslüman Kardeşler’in 2014’te hem Mısır hem de Suudi Arabistan tarafından terör örgütü ilan edilmesini bu bağlamda değerlendirmek gerekiyor.

Suudi Arabistan ve Mısır yönetimlerini bölgede birlikte hareket etmeye zorlayan ikinci neden ise İran’ın artan nüfuzudur. Özellikle Suudi Arabistan, Basra Körfezi’nde üstünlük mücadelesi ve Ortadoğu’da ise nüfuz mücadelesine girdiği İran’ı dengeleme hedefinde Mısır gibi bölgesel bir güce/müttefike ihtiyaç duymaktadır. Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen gibi Suudi Arabistan’ın etrafındaki Arap ülkelerinde İran’ın Şii gruplar kanalıyla etki alanını genişletmesi Suudi yönetimini çevrelenme kaygısına itmektedir. Aynı zamanda İran’ın bu politikaları bölgesel güç dengesini Suudi Arabistan aleyhine çevirmektedir. Dolayısıyla Suudi monarşisi, bölgesel güç dengesini kendi lehine çevirme ve İran’ı bölgede dengeleme politikası bakımından önemli bir bölgesel aktör olan Mısır’ı stratejik ortak olarak görmektedir.

Sonuç olarak “İslamcı” olarak nitelendirilen örgütlerin etkinliğini artırdığı ve İran’ın bölgesel nüfuzunun artarak devam ettiği bir bölgesel konjonktürde Suudi Arabistan’ın bölgesel politikası ve Mısır ile ilişkilerinde Kral Selman döneminde bir değişiklikten bahsetmek çok güç görünmektedir. Nitekim 8 Şubat’ta Kral Selman’ın Cumhurbaşkanı Abdülfettah el-Sisi ile telefon görüşmesinde iki ülke ilişkilerinin zarar görmeyecek kadar güçlü olduğunu ifade etmesi ve Mısır ile Suudi Arabistan’ın stratejik çıkarlar ve ortak geleceğe sahip olduğunu söylemesi yeni döneme dair ipuçları vermektedir.

İsmail Akdoğan

Hakkında

İsmail Akdoğan lisans derecesini 2010 yılında Abant İzzet Baysal Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde tamamladıktan sonra aynı yıl Abant İzzet Baysal Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı’nda yüksek lisans eğitimine başladı. Akdoğan, İslam Devrimi’nden Arap Baharı’na İran-Suudi Arabistan İlişkileri adlı tez çalışmasını 2013 yılında savunarak yüksek lisans eğitimini tamamlamıştır. 2013 yılında Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Araştırma Görevlisi olarak göreve başlamış olan Akdoğan, aynı yıl başladığı Ortadoğu Çalışmaları Programı’ndaki doktora eğitimine devam etmekte ve halen Ortadoğu Çalışmaları Merkezi’nde Körfez Çalışmaları Masası’nda çalışmalarını sürdürmektedir.

Yorum Yap