Sisi’nin Suud’a Biat Etmesi

Mısır Bülteni 144 Gösterim
Mısır’ın son Katar krizindeki konumu, Trump’ın Riyad ziyareti sırasındaki Sisi’nin zavallı tavırları ve en sonunda kendi ülkesini toprağını peşkeş çekmesi Ortadoğu’da yeni bir dengenin oluştuğunu artık kanıtladı. Cumhurbaşkanımız Erdoğan, Katar kriziyle ilgili olarak ambargo cephesine Ramazan Bayramı sonuna kadar mühlet vermişti. Fakat düne kadar henüz bir kıpırdanma görünmedi. Her halukarda bölge artık eski bölge değildir.

“El Sisi, Suud’un marabası” 

Mısır’ın Akabe Körfezi’ni kontrol eden iki adayı 16 milyar dolar karşılığında Suudi Arabistan’a satması Arap kamuoyunda büyük tepkiyle karşılandı. Mısırlıların çoğu Sisi’nin vatan topraklarını Suudilere vererek ihanet ettiğini ve bunun en büyük cezayı hak ettiğini düşünüyorlar. Ne var ki Mısır’da vatan hainleri değil ellerine silah almadıkları halde terörist olarak ilan edilen İhvan mensupları ağır cezalara çarptırılıyor, hatta idam ediliyorlar. Ve halk Kahire duvarlarına “El Sisi, Suud’un marabası” diye cümleler yazıyor.

Adalar konusu çok kritik 

Aslında o adaların stratejik öneminin yanı sıra bir de diplomatik anlamı var. Bir kere Tiran ve Sanafir adaları Mısır’a aitken bile İsrail’in burada bazı hakları vardı. İnsansız oluşu tamamen İsrail’in bu yöndeki talepleri doğrultusundadır. 26 Mart 1979 tarihinde imzalanan ve ilk kez bir Arap ülkesinin İsrail’le ilişki kurmasını simgeleyen Camp David Mısır-İsrail anlaşmasıyla bu adaların statüsü daha da kesinleşmiştir. Mısır bu adaları hiçbir şekilde İsrail’e karşı kullanmamaya söz vermiştir. Dahası eğer günün birinde bu adaları başka bir devlete devrederse o ülkenin de aynı şartı kabul etmesini sağlamayı garanti etmiştir.

Mısır, adaları Suudi Arabistan’a devrederken Camp David anlaşması gereği İsrail’i aramıştır. İsrail’in isteği üzerine Suudi Arabistan makamları Mısır Başbakanı Şerif İsmail’e bir mektup yazarak bu iki ada üzerindeki İsrail kısıtlamalarını kabul ettiklerini açıklamışlardır.

Muhammed Bin Salman’ın oyunları 

Mısır’ın ünlü El Ahram gazetesinin 11 Nisan 2016 tarihli makalesinde bu metnin altındaki imzanın o dönemde ikinci sıradaki veliaht olan Muhammed Bin Salman’a ait olduğu yazılıyor. Hâlbuki böyle bir metnin Dışişleri Bakanlığı’ndaki Adil El Zübeyir’den gelmesi gerekmekteydi. Bu tuhaf durum da birçok konuyu açıklığa kavuşturuyor aslında. Demek ki bu iki ada konusu Suudi-İsrail yakınlaşmasının dönüm noktalarından biridir ve bugün Suudi’nin güçlü adamı haline gelen Muhammed Bin Salman’ın yükselmesi aynı zamanda İsrail yanlıların zaferi olmuştur.

Sisi biat etti 

Sisi, geçen yıl yaptığı konuşmada Tiran ve Sanafir’in aslında zaten Suudilere ait olduğunu, adaların devriyle bir hakkın sahibine iadesinin sağlanmış olduğunu söylemişti. Mısır kamuoyu ise “peki o zaman neden 16 Milyar dolar alındı” diye soruyor. Aslında, her şey çok açık ve nettir. Sisi, iktidarını darbeyi organize eden ABD’ye ve finansmanını sağlayan Suudi Arabistan’a borçludur. Koordinasyon işini de Birleşik Arap Emirlikleri yapmıştır.

Dünkü yazımda sözünü ettiğim Arap NATO’su projesi aslında Mısır’daki 2013 Haziran darbesiyle atılmıştır. O darbe bir anlamda Suudi Arabistan’ın genişlemesidir. ABD’nin desteği ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin danışmanlığıyla Suudi Arabistan bölgenin yeni Arap lideri haline gelmiştir. Zamanında en kalabalık ve güçlü Arap ülkesi olan Mısır şimdi acınacak bir haldedir, köleleştirilmiş ve Suud hanedanına bir bakıma “biat” etmiştir.

İhvan’ın affedilmez hatası 

Mısır’da İslam’ı geliştirmek, toplumu yeniden İslamlaştırmak amacıyla ortaya çıkan İhvan, dünya kapitalist sistemine direnecek gerçek bir sosyal ve ekonomik program ortaya koyamadı. Nostaljik ve romantik söylemlerle ve yardım kuruluşu faaliyetleriyle idare etti. Hayali bir ümmet adına milli devleti, milleti, bayrağı ve vatanı reddederseniz, dünya kapitalist sisteminin sıradan bir oyuncağı haline gelirsiniz. İşte İhvan’ın hataları Mısır’ı bu noktaya sürükledi.

Mısır İhvan örgütü Cumhurbaşkanımızın öğütlerini dinleseydi hem kendisi devrilmez, hem de ülkesi bu duruma düşmezdi.

Dindarlık adına vesayetle uzlaştılar 

İhvan’ın Mısır kolu, Hüsnü Mübarek tipi sözde İslam’a saygılı askeri vesayet rejimleriyle uzlaşmaktaydı. Mübarek’in uyduruk parlamentosuna vekil bile vermişti. Toplumu dindarlaştırarak demokrasi yoluyla iktidara geleceğini, ABD’nin de buna destek vereceğini sanıyordu. İhvancılar, ABD’nin bir dönem İslamcılara verdiği desteğin Cemal Abdülnasır gibi milliyetçi diktatörlerin Rusya’ya yanaşmasından kaynaklandığını anlamadılar. Mısır’ın saygıdeğer ve meşru lideri Mursi, askerler tarafından devrildiği anda bile “bu bir darbedir, ABD darbeye izin vermez” diyecek kadar durumu kavramaktan uzaktı. Darbelerin ABD’den kaynaklandığını bile idrak etmeyen bir İslamcılık anlayışı kendi halkına ancak yıkım ve kölelik getirirdi, öyle de oldu.

Kale Türkiye’dir 

Ayrıca, İhvan’a rakip olan öteki İslamcı grup Mısır’daki Nur Partisi’nin unsurları onlara şöyle diyorlar “Millet yok ümmet var, Mısır yok İslam var dediğimize göre zengin Suudi’nin egemenliği altına girmeyi neden istemiyoruz?” Kendi mantığı içinde haklı bir soru. İyi ki Türkiye’de böyle düşünenler ya da bunu dillendirenler yok! Ama zaten 10 asırdan daha fazla bir süre İslam’ın kalesi olan Türkiye’de böyle bir mantık güdülemez ki.

Yazar: Kayahan Uğur
Kaynak: Bu yazı ilk olarak 29 Haziran 2017'de Güneş gazetesinde yayınlanmıştır.
Hakkında
Mısır Bülteni

Mısır Bülteni (MB) Türkiye kamuoyunu Mısır’daki siyasi, toplumsal, kültürel ve ekonomik gelişmeler başta olmak üzere hemen her alanda bilgilendirmek amacıyla kurulmuş bağımsız bir platformdur. MB’nin öncelikli amacı okuyuculara Mısır’daki gelişmeleri objektif bir biçimde aktararak Ortadoğu’nun bu önemli ülkesi hakkında doğru bilgiye sahip olmalarını sağlamaktır.