Postalların ve Tokmakların Gölgesinde Mısır

Ahmet Gökçen 854 Gösterim

29 Kasım 2014 tarihi devrim sonrası Mısır’ın en karanlık günlerinden birine sahne olmuştur. Mısır mahkemesi Hüsnü Mübarek’i hakkında açılan birçok davadan beraat ettirerek kendisine karşı devrim yapılan lideri aklamıştır. Bu karar askeri darbeyle devrilen Muhammed Mursi’ye de dava üstüne dava açılmasıyla paralel düşünüldüğünde daha da vahim bir duruma işaret etmektedir. Mübarek gibi asker kökenli olan Cumhurbaşkanı Abdülfettah El-Sisi’nin iktidara gelmesinin ardından eski rejimin öne çıkan aktörlerinin tümüne yakının beraat kararları almasına karşın başta Müslüman Kardeşler hareketi üyeleri olmak üzere tüm muhalif gruplar ve devrimin aktörleri üzerinde oluşturulan baskı gün geçtikçe artmıştır.

Mısır’da yaşanan bu durum aslında Türkiye kamuoyuna uzak bir olgu değildir. 1960, 71 ve 80 yıllarında Türkiye’de gerçekleştirilen askeri darbeler ve sonrasındaki sıkıyönetim dönemleri Mısır’da yaşanan darbe sürecinin anlaşılmasına yardımcı olacaktır. Türkiye’de olduğu gibi yargı kurumu darbe sonrası dönemlerde darbeyi gerçekleştiren aktörler tarafından siyaseti dizayn edici bir araç olarak kullanılmıştır. Demokrasinin en temel unsurlarından olan yargı bağımsızlığı ise bu dönemlerde göz ardı edilmiştir. Nitekim bağımsız yargı, her anlamda adaletin belkemiği, zulüm altında ezilen masum insanların güvencesi, biraradalığın vazgeçilmez unsuru bir toplumsal kurumdur.

Devletin kurumları arasındaki iktidar mücadelesi her ne kadar olağan bir durumsa da, siyasi ve toplumsal çıktıları açısından genellikle olumlu sonuçlar doğurmamaktadır. Toplumsal ve siyasal yapıyı şekillendiren kurumlar, toplum için, toplumun düzeni, eğitimi, sağlığı, ihtiyaçları, hakları ve güvenliğini sağlamak için vardır. Devletin herhangi bir kurumunun diğer bir kurumu etkisi altına almak istemesi, hem her iki kurumun bekasını tehdit edecek, hem de siyasi ve toplumsal yapıya olumsuz etkilerde bulunacaktır. Siyasetin eğitimi, ekonominin sağlığı veya ordunun yargıyı etki altına alması gibi durumlar tarihte görüldüğü üzere çoğu zaman siyasi felaketlere neden olmuştur.

Devletin en önemli organları olarak yargı ve ordu toplumsal yapıların haklarını koruyan ve güvenliklerini sağlayan en önemli kurumlardandır. Ordu, güvenliği ve emniyeti sağlamakla, yargı ise hakları iade etmek ve suçluları cezalandırmakla görevli kurumlardır.

Daha önce Türkiye’de ve dünyanın birçok ülkesinde, son dönemlerde de Mısır’da açık bir şekilde görülen; yargı ve siyaset üzerinde oluşturulan askeri vesayetin ülkede yaşanan acı tecrübeler göz önünde bulundurulduğunda ne kadar olumsuz sonuçlar doğurabileceği görülmüş oldu. Mısır toplumunun özellikle askeri darbe sonrasında yaşadığı sıkıntılarının temelinde bu “kurumları etkisi altına alma durumu”nun olduğu açık bir şekilde gözlemlenmektedir. Askeri vesayetin yargı kurumunu kontrolü altına alarak, darbe sonrasında yaşanan siyasi baskının en önemli aracı haline getirmesi Mısır siyasetinin giderek demokrasiden uzaklaştığının önemli bir göstergesidir. Muhaliflere yönelik hukuksuz tutuklamalar, süresiz gözaltılar, orantısız ve kimi zaman mantık sınırını zorlayan cezalar ve tarihte görülmemiş biçimde toplu idam cezaları verilmesi darbe yönetiminin yargı kurumunu yönlendirerek baskıyı kurumsallaştırmada araç olarak kullandığının işaretidir. Yargının iktidarın elinde “araç” olması, hukuk devletinden ve dolayısıyla demokrasiden uzaklaşılması ve nihayetinde bir baskı düzeninin kurumsal yapıya bürünmesi anlamına gelmektedir. Sisi yönetimindeki Mısır siyaseti böylesi bir düzene işaret etmektedir.

Mısır’daki tüm bu süreçler ve gelişmeler, Ortadoğu’da Arap Baharı ile başlayan özgürlük ve adalet hareketlerini bastırmak ve küresel güçlerin belirlemek istediği şekilde biçimlendirilmiş toplumlar oluşturmak amacına hizmet etmektedir. Bunu yaparken Sisi yönetimi Mübarek dönemindeki yöntemlere benzer uygulamalar yapmakta, özellikle yargı ve medyayı kullanarak hem İslami kesimler hem de devrimci muhalif gruplar aleyhinde olumsuz algı yaratarak başta İslami hareketler olmak üzere bütün muhalif aktivistleri “terör” suçlamasıyla tasfiye etmeyi hedeflemektedir. Askeri vesayetin tahakkümündeki yargı organları darbe yönetiminin uyguladığı baskının bir aracı olmakta ve bu haliyle adalet dağıtmaktan uzak bir durum sergilemektedir. Bu da siyaset ve yargı kurumlarının Mısır toplumu nezdinden meşruluğunu kaybetmesine neden olmaktadır. Ayrıca bu baskı sürecinin başat aktörü olarak ordu kurumu da güvenirliğini kaybetmektedir. Bütün bunlar göz önünde bulundurulduğunda yeni ve demokratik bir Mısır’ın inşasında öncelikli şartın postalların göğüslerden, tokmakların da kafalardan çekilmesi olduğu söylenebilir.

Hakkında

1987 Kızıltepe/Mardin doğumludur. İlk ve Orta öğretimini Mardin ve İstanbul'da tamamlayan araştırmacı, Dumlupınar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nde lisans (2008) ve yüksek lisansını (2011) tamamladıktan sonra Selçuk Üniversitesi'nde Sosyoloji Anabilim dalında Doktora eğitimini sürdürmektedir. Halen Muş Alparslan Üniversitesi Sosyoloji Bölümünde kadrosu bulunan Gökçen, görevlendirmeyle (35.Md) Selçuk Üniversitesi Sosyoloji Bölümünde araştırma görevlisi olarak çalışmaktadır.