Müslüman Kardeşler ve Gelecek Stratejileri

Ahmet Ayhan Koyuncu 1185 Gösterim

Mısır’ın en önemli toplumsal hareketi olan Müslüman Kardeşler, tüm baskılara rağmen ülkedeki varlığını sürdürmeye devam etmektedir. Hareket, kurulduğu dönemden bu yana ülke tarihinde ve toplumsal yapısında önemli roller oynamıştır. Son olarak da Arap Baharı olarak isimlendirilen devrimler sürecinde aktif bir biçimde rol alan Müslüman Kardeşler, Mısır’daki devrim sonrasında yapılan ilk demokratik seçimlerde en yüksek oyu alarak parlamentoya girmiş, İhvan’ın adayı Muhammed Mursi de cumhurbaşkanı olmuştur. Mursi’nin başkanlığa gelişinden bir yıl bile geçmeden Mısır askeri darbeye şahit olmuş ve Müslüman Kardeşler iktidardan uzaklaştırılmıştır. Darbenin ardından harekete yönelik yoğun bir baskı süreci yaşanmış ancak İhvan barışçıl bir biçimde demokratik haklarını savunmaya devam etmiştir. Fakat gelinen noktada hareketin barışçıl ve uzlaşmacı tavrı, devrim sonrasındaki kazanımları korumaya yetmemiştir. Bu bakımdan özellikle son dönemde hareketin yeni bir strateji belirlemesinin gerekliliği tartışılmaya başlanmıştır.

Bu strateji belirlenirken dikkate alınması gereken unsurlar yine Arap Baharı sürecinde diğer bölge ülkelerinde yaşanan tecrübelerden çıkarılabilecektir. Libya, Suriye ve kısmen Yemen tecrübeleri, Müslüman Kardeşlerin silaha başvurmamasının ne kadar doğru bir strateji olduğunu ortaya koymuştur. Sivil itaatsizlik eylemleri, barışçıl protestolar ve uluslararası girişimler, Müslüman Kardeşlerin gücünü ve etkisini nasıl etkin bir biçimde ortaya koyduğunun güzel bir örneği olmuştur. Fakat artık bu stratejinin de ne kadar verimli olduğuna dair soru işaretleri ortaya çıkmıştır. Yaşanan geçmiş tecrübeleri ve diğer ülke tecrübelerini de dikkate alarak yeni bir hareket stratejisine ihtiyaç vardır.

Bu stratejinin nasıl bir strateji olması gerektiği konusu, bu yazının boyutlarını aşmaktadır. Ancak birkaç önemli noktaya dikkat çekilebilir. İlk olarak, farklı ideolojilerden beslenen ve diğer birçok kesimin desteğini barındırsa da devrim stratejisi baskıcı bir rejimin varlığını sürdürdüğü Mısır’da sonuç alınabilecek bir strateji olarak görülmemektedir. Bunun aksine kısa, orta ve uzun vadeli stratejiler geliştirmek gerekmektedir.

Kısa vadede ulaşılması gereken hedefler arasında en önemlisi, ülkede demokratik bir yönetim anlayışının benimsenmesidir. Hareket, demokrasiye geçileceğinin ve iktidarın sivillere devredileceğinin garantisini alması durumunda sivil itaatsizlik eylemlerini sonlandırmalıdır. Bunun yanında insan hakları ihlallerinin sonlandırılması, basın özgürlüğü ve siyasi partiler yasasının daha demokratik bir hale getirilmesi gibi konularda da ilerleme kaydedilmesi için müzakerelerde bulunulmalıdır. Bu süreçte sadece İslami kesimlerle değil, diğer toplumsal hareketlerle de irtibat kurulmalı ve ortak zeminde buluşulmalıdır.

Orta vadede güçler ayrılığı ilkesinin daha sağlıklı bir zeminde işlemesi, ordunun siyasi ve ekonomik rolünün azaltılması, merkezi yönetimin gücünün azaltılarak yerel yönetimlerin güçlendirilmesi gibi politikalar geliştirilmeli ve hayata geçirilmesi için çalışılmalıdır. Ordunun siyaset üzerindeki etkisinin azaltılması ve bu yönde anayasanın yeniden düzenlenmesi için diğer siyasal ve toplumsal kesimlerle uzlaşılmalı ve demokratikleşme ajandasının öncelenmesi gerekmektedir. Müslüman Kardeşler kadrolarının yerel ve genel seçimler vasıtasıyla siyasal süreçlerde görev alarak bu anlamda tecrübe kazanmaları sağlanmalıdır. Yönetim tecrübesinin önemi en açık biçimde Türkiye’deki AK Parti örneğinde görülmektedir. Hatırlanacağı üzere AK Parti kadrolarının başarısının arkasındaki en önemli unsurların başında özellikle yerel yönetimlerdeki başarılar gelmektedir.

Müslüman Kardeşler hareketinin uzun vadede benimseyeceği strateji ise toplumun rızasına dayana ve farklı kesimlerin desteğinin alındığı bir modelin geliştirilmesi olmalıdır. Ortaya konacak böyle bir vizyon toplumsal temelleri daha sağlam bir siyasal yapının oluşmasına öncülük edecek ve hareketin daha meşru bir aktör olarak görülmesini sağlayacaktır. Burada İhvan hareketinin kendisini böyle bir vizyona taşıyacak kadroları yetiştirmesi de büyük önem taşımaktadır. Bununla birlikte diğer İslam ülkeleriyle ilişkilerin geliştirilmesi ve sağlamlaştırılmasına dönük çalışmalar yapılmalı ve tecrübeler paylaşılmalıdır.

Bu yazıda genel hatlarıyla ortaya konulan hedef ve stratejiler ciddi biçimde düşünülerek somutlaştırılmalıdır. Bugün gelinen noktada görülen odur ki, halihazırdaki devrimi önceleyen ve protestoların sürdürülmesini öngören strateji gözle görülür bir sonuç üretemeyecektir. Bu noktada İslami hareketlerin yönetim tecrübelerinin olmaması en önemli sorunlardan birisi olarak karşımıza çıkmaktadır. 1980 ve 1990’lı yıllarda yaşanan İran, Sudan, Afganistan gibi tecrübeler bu durumun en temel göstergeleridir. Bunun en güncel örneği olarak Mısır’da da benzer bir senaryo yaşanmıştır. İslamcıların hazır olmadığı ve gelecek iç ve dış tehlikeler karşısında acil çözüm üretebilecek bir vizyonunun olmadığı durumlarda nasıl bir sonuçla karşılaşacakları, hem İran, Sudan, Afganistan tecrübelerinde hem de Arap Baharı olarak adlandırılan süreçte açıkça ortaya çıkmıştır. Tunus’ta Nahda’nın siyasal süreçlere başarılı biçimde entegre olması ise bu durumun bir istisnası olarak görülebilir.

Müslüman Kardeşlerin yeni strateji geliştirmesine ve Mısır’daki siyasal sürece yeniden dahil olmasına engel olabilecek en önemli unsur ülke içinde ve dışında bulunan İslami siyaset karşıtlarıdır. Bu kesimlerin varlığı İhvan’ın yeni stratejiler hayata geçirmesine engel olmamalıdır. Nitekim birçok ülkede olduğu gibi Mısır’da da bu tür iç ve dış aktörler her dönemde mevcut olmuşlar ve olacaklardır. Bu düşmanların müdahalelerine karşı yeni taktikler ve çözümler üreten, kitlelerin güvenini kazanan ve nitelikli projeleri hayata geçiren öngörü sahibi liderler şuanda Müslüman Kardeşler ve diğer İslami hareketler için hayati önemdedir.

1979 yılında Gaziantep/İslahiye doğumlu yazar, ilk ve orta öğrenimini Gaziantep’te tamamladı. Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyoloji bölümünü 2005 yılında bitirdi. Ardından başladığı Yüksek Lisansını 2008 yılında aynı üniversitede tamamladı. Bir süre ara verdiği akademiye 2010 yılı sonunda Muş Alparslan Üniversitesi Sosyoloji Bölümünde araştırma görevlisi olarak devam etti. 2012 yılında yine Afyon Kocatepe Üniversitesinde görevlendirmeyle doktora eğitimine başlayan yazar, 2014 yılı başında Muş Alparslan Üniversitesine geri döndü. Çalışmalarını halen bu üniversitede sürdürmektedir.