Müslüman Kardeşler ve Demokrasi

Ahmet Ayhan Koyuncu 1203 Gösterim

Müslüman Kardeşler şüphesiz modern Mısır’ın en etkili toplumsal hareketidir. 1928 yılında Hasan El-Benna ve altı arkadaşının kurduğu hareket, çok kısa bir süre içersinde oldukça geniş kitlelerden destek görmüş ve hızlı bir büyüme gerçekleştirmiştir. 1929 yılında dört şube olan İhvan, 1945-1948 yılları arasında 2000 şube, 500 bin üye ve yaklaşık 3 milyon destekçiye ulaşmıştır.

Bazı yazarlara göre hareketin bu kadar hızlı büyümesinin nedeni, sadece El-Benna’nın liderliğinin etkinliği değildir. Bu durum, Mısır’ın ve bölgenin tarihsel koşulların da bir ürünüdür. Dönemin koşulları altında hızlı bir büyüme gerçekleştiren İhvan’ın, ortaya çıktığında temel olarak iki hedefi vardı. Bunlardan birincisi ülkenin işgalden kurtulması iken, ikinci hedef olarak da hilafetin ortadan kalkmasıyla beraber İslam dünyasının yaşadığı dağınıklığı ortadan kaldıracak bir İslam devleti kurulması projesiydi.

Günümüzde de İslam dünyasının en geniş toplumsal tabana sahip İslami hareketlerinden kabul edilen Müslüman Kardeşler, İslam dünyasının geleceği konusunda da önemli bir konuma sahiptir. İslam devleti konusuna ilişkin başlangıçta net ve açık bir söyleme sahip olmayan Müslüman Kardeşler, süreç içerisinde yaşanılan tecrübe ile demokratik bir söyleme yönelmiştir. İslam dünyasında demokrasiyle ilgili algının oluşmasında önemli bir role sahip olan Müslüman Kardeşler, demokrasi ile ilgili düşüncelerinde genellikle – Seyyid Kutub haricinde- olumlu bir bakış açısına sahip olmuştur. Hareketin kurucusu Hasan El-Benna, başlangıçta siyasi meselelere pek fazla yönelmese de süreç içerisinde siyasetin içerisinde yer almış ve hatta Meclis seçimlerinde aday dahi olmuştur.

El-Benna’nın bir dergide yayınladığı 1948 tarihli İslam ve Barış adlı mektubuna göre demokrasi insanlığa önemli kazanımlar getirmiştir. Ona göre demokrasinin, halklar için özgürlük, özgür düşünce, adalet ve insana kendisini geliştirme imkânı sağlaması gibi birçok getirisi olmuştur. Özgür düşünceyi insan aklı ile tanıştırmıştır. Bu anlamda demokrasinin bu getirilerinin görmezden gelinmesi mümkün değildir. Ancak El-Benna, bazı çekincelerini de ortaya koymuştur. Özellikle yaşadığı dönemde etkisini gösteren Hitler ve Mussolini örneklerine dikkat çeken El-Benna, demokrasinin beklenmeyen sonuçlarına da işaret etmiştir. Bu çerçevede İslami temellere dayalı bir demokraside problem görmemektedir. Hatta doğru bir demokrasinin özellikleri olan, özgür düşünce, özgür irade, herkesin kanun önünde eşitliği gibi ilkelerin İslam’ın da ilkeleri olduğunu ve İslam tarihinde uygulanageldiğini ifade etmiştir. Demokratik sistemin getirisi olan anayasal yönetimin ve oy kullanma hakkının “özenle korunması gereken çok kıymetli haklar” olduğunu ifade eden El-Benna, bu anlamda demokrasiyi bir yönetim mekanizması olarak algılamıştır. Kendisinden sonraki dönemlerde İslam dünyasında tartışılan en önemli konulardan birisi olan demokrasi konusunda El-Benna, bazı Müslüman düşünürlerin, yaşanan olumsuz durumdan hareketle demokrasiyi bir mekanizma değil de eli kanlı bir dünyanın küfre götüren yaşam tarzı olarak tekil bir şekilde anlaşılması gibi bir hataya düşmemiştir.

Daha sonraki süreçte özellikle Seyyid Kutub’un fikirlerinin etkili olmaya başlandığı dönemde demokrasi, bir küfür ve şirk rejimi olarak kabul edilmiştir. Aslında Kutub’un bu algılama biçiminin, yaşamındaki tecrübelerle beraber okunduğunda bir durum tespiti olduğu görülebilir. Kutub, Amerika gezisi yapmış ve Amerika’yı “dünyanın tanıdığı en büyük yalan” olarak tanımlamıştır. Amerika ve diğer batılı ülkelerin demokrasiyi, sömürüleri için bir araç olarak kullanmaları ve içinde yaşadığı dönemde ülkesinde yaşananlara ses çıkartmamak bir yana, destekleyen bir tavır ortaya koymaları, Kutub’u bu düşüncelere götürmüştür. Kutub’un yaşadığı tecrübeyi, özellikle ilk dönem eserlerinden ve fikirlerinden önemli ölçüde etkilendiği Mevdudi yaşamıştır. Demokrasiye yönelik olumsuz fikirlerini, yaşadığı tecrübeler sonrasında olumlu yöne doğru değiştiren Mevdudi, örneğin demokrasinin getirisi olan güçler ayrılığı ilkesi sayesinde idam cezasından kurtulunca öneminin farkına varmıştır. Dahası darbeci Eyüp Han idaresine karşı demokrasi çağrıları yapmıştır.

Seyyid Kutub sonrasında bazı kopmalar yaşanmış olsa da İhvan, mücadelesini demokratik sistem içerisinde yapmaya devam etmiş ve 2011 yılında demokratik süreç ile iktidara gelmiştir. Anti-demokratik bir müdahale ile iktidarına son verilen İhvan mensubu Mursi, darbe sonrasında yine batılı “demokratik” ülkelerin görmezden gelmesi ile karşılaşmıştır. Ancak İhvan hareketi darbe karşıtı tavrını demokratik yollarla ve şiddete bulaşmadan devam ettirmiştir.

İhvan’ın İslam ve demokrasi konusunda en önemli katkılarından birisi, bu meseleyi bir yönetim mekanizması olarak kavramak ve bir rejim meselesinden çıkarmak olmuştur. Bugün bile birçok Müslüman düşünür ve hareketin “şirk rejimi” olarak tanımladığı ve “Allah’ın hâkimiyetini kula veriyor” diye saldırdığı demokrasi meselesini doğru biçimde okumuştur. İslami ilkelere dayalı bir yönetimin işleyiş mekanizması olarak demokrasinin kabul edilebilir bir yönetim tarzı olduğu konusundaki görüşleri, Müslümanları, içinde yaşadığımız dünyanın getirileri, götürüleri, soru ve sorunları üzerinde daha derin bir düşünme biçimi geliştirmeye yöneltmeye devam etmektedir.

1979 yılında Gaziantep/İslahiye doğumlu yazar, ilk ve orta öğrenimini Gaziantep’te tamamladı. Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyoloji bölümünü 2005 yılında bitirdi. Ardından başladığı Yüksek Lisansını 2008 yılında aynı üniversitede tamamladı. Bir süre ara verdiği akademiye 2010 yılı sonunda Muş Alparslan Üniversitesi Sosyoloji Bölümünde araştırma görevlisi olarak devam etti. 2012 yılında yine Afyon Kocatepe Üniversitesinde görevlendirmeyle doktora eğitimine başlayan yazar, 2014 yılı başında Muş Alparslan Üniversitesine geri döndü. Çalışmalarını halen bu üniversitede sürdürmektedir.