Müslüman Kardeşler, Batı ve Bir Algı Operasyonu Nesnesi Olarak IŞİD

Ahmet Gökçen 1052 Gösterim

Kimlikler ve kavramlar şüphesiz karşı-kimlikler ve karşı-kavramlar üzerine inşa edilmektedirler. 11 Eylül ile birlikte Batı; demokrasi kavramını ve Müslüman kimliğini kendi zihin kodları ile birlikte yeniden şekillendirme yoluna girdi. 10 yıl boyunca devam eden bu tanımlama süreci, özellikle Arap Baharı süreciyle birlikte, oluşturulan yapay kodların çürümesi sonucunu verdi. Çünkü Ortadoğu’nun sosyolojik tabanı, hiçbir zaman Batı’nın onlar üzerinde oluşturduğu imajı haklı çıkarmayacaktı. Dolayısıyla çürüyen bu kodlar yerine, aynı zamanda Arap Baharı sürecine bir anti-tez oluşturmak amacını barındıran, yeni kodlar oluşturulmaya başlandı. Bu, her ülkede farklı bir şekilde resmedildi. Tunus’ta Ensar-ül Şeria, Libya’da aşiretler, Mısır’da askerler, Suriye’de Esed yanlısı yan oluşumlar ve nihayetinde Irak’ta IŞİD; Batı’nın oluşturmak istediği Müslüman imajının yeni göstergeleriydi.

Bu yeni göstergeler, maddi ve manevi kaynaklarının çok büyük bir kısmını Batı tarafından karşılamakta, varlığının tek kaynağını ise bölgedeki karışıklıklar ve oluşan boşluklardan almaktadır. Daha da önemlisi tüm bu yapılaşmalar, Batı tarafından oluşturulan yeni Müslüman imajının mihenk taşları olarak görülmektedir. Bölgedeki karışıklıklardan nemalanan bu tür oluşumların en önemli misyonu ise karışıklığı kaosa dönüştürmektir. Ortaya çıkan kaos ortamında Batı, oluşturduğu bu yapay imajın ne derece doğru olduğunu dünyaya kanıtlama fırsatını bulmaktadır. Batı, bu imajı üretmekle kalmayıp, oluşan kaos ortamına fiili olarak müdahalede bulunmaktadır. 21. yüzyılda Kuzey Afrika’dan Afganistan ve Pakistan’a kadar uzanan bütün Ortadoğu sahnesinde aynı piyesin oynandığı rahatlıkla görülebilmektedir.

Batı gerçekleştirdiği müdahale ile “kurtarıcı”nın yalnızca kendisi olabileceği imajını da empoze etmektedir. Lakin çoğu zaman çok kısa süreli bir düzenden sonra daha kötü bir vaziyete yol açığı açıkça görülmektedir. Çünkü daha önce bahsettiğimiz gibi yapılaşmalar ve dolayısıyla arkasındaki güçler, büyük oranda bölgedeki karışıklıklardan nemalanmaktadır. Aynı zamanda bu tür yapılaşmaların önemli bir rolü de bölgedeki bütünlüğü parçalayarak mümkün olduğunca mikro yapılar oluşturmaktır. Zira mikro yapılar daha zayıf yapılanmalardır ve daha kolay bir şekilde pazarlık edilebilir, yönetilebilir veyahut devrilebilir bir niteliktedir.

11 Eylül’den sonra IŞİD, Batı’nın bölgeye karşı en büyük kozu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu, sadece Irak’ta varolup-bitecek bir oluşumdan ziyade, diğer ülkelerdeki Müslüman Kardeşler ve El-Nahda gibi hareketlerin Müslüman imajını yerle bir etmek amacını taşımaktadır. Bu tasarının dış özneleri “Müslümanlar işte böyle, istekleri de bu” fikrini bir algı operasyonu şeklinde yayarak bölgedeki Müslüman kimliğini kendi zihin kodlarıyla yeniden inşa etme çabasındadırlar. Yine bu aktörler hem ılımlı İslami hareketlerin olumlu imajlarını yok etmeyi hem de İslami iktidarları zayıflatmayı hedeflemektedirler.

IŞİD ve Müslüman Kardeşler arasındaki bağ da, bu şekilde resmedildiğinde dana net anlaşılabilecektir. Dikkat edilirse IŞİD’ın son dönemlerde güçlenmeye başlayışının ve cidi bir tehdit olarak ortaya çıkışından sonra özellikle Batılı ve onlarla müttefik olan bölgesel aktörlerin Müslüman Kardeşler Hareketine mensup üyelere karşı daha sert tavırlar almaya başlamışlardır.

IŞİD’ın yükselişiyle birlikte özellikle Mısır’da Müslüman Kardeşler üyelerine art arda yeni suçlar itham edilmiş, mahkeme süreçleri ertelenerek tutukluluk süreleri uzatılmış ve sonuçlanan davalarda da çok ağır cezalar verilmiştir. Katar yönetimi, Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkelerin baskısına daha fazla dayanamayarak üst düzey bazı Müslüman Kardeşler üyelerinin ülkeden çıkmasını istemiştir. Bölgede Müslüman Kardeşler hareketine yönelik baskıların yoğun yaşandığı bir diğer ülke olan Ürdün’de de İhvan liderlerinden Muhammed Said Bakr yönetimi eleştirdiği gerekçesiyle geçtiğimiz hafta tutuklanmıştır. İngiltere yönetiminin Müslüman Kardeşlerin aktivitelerini yasaklama kararı alması da İhvan’a yönelik dışlayıcı tavrın bir başka göstergesidir.

Son olarak belirtmek gerekir ki Batılı aktörlerin bölgesel tahakkümüne karşı oluşabilecek bir iktidar alternatifi bir tehdit olarak görülmektedir. Geniş sosyal tabanı ile iktidara namzet bir oluşum olan Müslüman Kardeşlere yönelik dışlayıcı tavrın temelinde bu durum yatmaktadır.  Batı tarafından yeni bir algı hareketinin nesnesi olarak kullanılan IŞİD de bölgedeki gerçek demokratikleşme sürecinin parçası olabilecek Müslüman Kardeşler iradesine karşı bir silah olarak kullanılmaktadır.

Hakkında

1987 Kızıltepe/Mardin doğumludur. İlk ve Orta öğretimini Mardin ve İstanbul'da tamamlayan araştırmacı, Dumlupınar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nde lisans (2008) ve yüksek lisansını (2011) tamamladıktan sonra Selçuk Üniversitesi'nde Sosyoloji Anabilim dalında Doktora eğitimini sürdürmektedir. Halen Muş Alparslan Üniversitesi Sosyoloji Bölümünde kadrosu bulunan Gökçen, görevlendirmeyle (35.Md) Selçuk Üniversitesi Sosyoloji Bölümünde araştırma görevlisi olarak çalışmaktadır.

Yorum Yap