Mısır’da Yeni Bir Devrim Mümkün Mü?

Cihangir İşbilir 1625 Gösterim

Mısır’da darbenin üzerinden 575 gün geçti. O gün bugündür en çok sorulan soru şu: “25 Ocak Devrimi’nin kazanımlarını darmadağın eden darbe rejiminin düşmesi ve yeni bir 25 Ocak yaşanması mümkün mü?”

Tahrir Devrimi’nin 4.  yıldönümünde bu soruya olumlu cevap verebilmek bugün için zor görünüyor. 25 Ocak’a giden süreçte devrim yolunun taşlarını döşeyen aktörlerin bir kısmının bugün saf değiştirmiş olması değil sadece mesele, eski rejimi koruyup kollayan gerek ülke ulusal gerekse uluslararası aktörlerin daha zinde ve teyakkuzda olması da yeni bir ‘déjà vu’ yaşamamızı şimdilik engelliyor.

Bununla birlikte siyaset kanallarının gittikçe tıkandığı Mısır’da şiddet ve radikalizme meyilli grupların bundan sonra daha aktif olabileceği ihtimali son dört yılın en yüksek seviyesinde. Yıldönümü vesilesiyle düzenlenen barışçıl gösterilere silahla karşılık veren ve kan akıtan darbe rejiminin hukuk tanımayan tavrı da kaosa davetiye çıkarıyor.  Darbeden sonraki en kötü senaryo olan ‘iç savaş’ henüz gerçekleşmedi ülkede ama darbe yönetiminin 19 aydır hukuk ve insan haklarını hiçe sayan politikaları bu ihtimali gittikçe kuvvetlendiriyor.

Öte yandan tarım, turizm ve Nil Deltası’ndaki doğal gaz rezervlerine bağlı ülke ekonomisi her geçen gün daha kötüye gidiyor. Sisi’nin Süveyş Kanalı’na alternatif yeni kanal projesinin hisselerini halka arzetmesi ve darbe destekçisi ülkelerin doğrudan finans desteği Mısır ekonomisindeki kötü gidişatı tersine çevirmeye şu ana kadar yetmedi. Ülke nüfusunun yarıya yakınının günde 2 doların altında bir gelirle geçinmeye mecbur olduğu düşünülürse Tahrir’de ‘ekmek’ sloganıyla dışa vuran yoksulluğun önümüzdeki dönemde Mısır’daki sosyo-psikolojik gerilimi daha da artıracağı söylenebilir. Dört yıl önce Tahrir ateşini öğrencilerle birlikte yakan işçilerin yeni bir devrim ateşini yakması için ülkedeki ekonomik krizin daha da derinleşmesini ve 25 Ocak öncesi devrimci aktörlerin organizasyonel kabiliyetlerini ve direniş iradelerini tazelemelerini beklemek gerekecek.

Tahrir’de “Irhal/Defol!” sloganını Mübarek için dillendiren sol ve liberal kesimlerin 3 Temmuz’da aynı sloganları Mursi için de atmaları yakın vakte kadar Sisi cuntasının bir başka avantajı oldu. Ancak bu kesimlerin İhvan’ı engelleme pahasına razı oldukları darbe yönetimine verdikleri kredi tükenmek üzere. Ancak liberal çevrelerle birlikte, Hristiyan azınlığın ve Selefilerin bir kısmının 25 Ocak’taki idrak seviyesine henüz tam gelmemiş olmamaları yeni bir devrimi geciktirmekle kalmıyor, darbe yönetiminin kalıcı hale gelmek için yeni tedbirler almasına fırsat veriyor.

Abdulfettah El-Sisi üzerindeki “darbeci” etiketini silmek ve ihtiyacı olan meşruiyeti kazandırmak için bölgesel ve küresel aktörlerin desteklerini devam ettirmesi ve pozisyonlarını koruması da hiç şüphesiz ülke içindeki tarafların politikalarında belirleyici bir unsur. Türkiye dışında darbe karşıtı tavrını koruyan ülkenin kalmadığı bir konjonktürde; Akdeniz, Afrika, Ortadoğu ve Hint Okyanusu’na hâkim, dünya ticareti ve özellikle Körfez-Avrupa enerji trafiği için hayati önemi hâiz Süveyş Kanalı’nı kontrol eden benzersiz bir jeopolitik konuma sahip Mısır’ı çürümeye ve kaosa terkeden odaklar bunu yaparak İsrail eksenli bölge statükosunu korumayı ve bölge kodlarını askeri vesayet lehine ve milli iradeler aleyhine yeniden yazmayı ve Tunus’ta başlayan uyanış baharını kışa çevirmeyi hedefliyorlar.

Buna mukabil, Mısır’daki toplumsal fay hatlarında henüz büyük bir kırılmaya sebep olacak öfke enerjisi birikmedi. Darbe yönetiminin ve darbeyi destekleyen uluslararası aktörlerin tavırları fay hatlarının kırılma vaktini ve şiddetini de belirleyecek. Er veya geç Arap dünyasının siyas ve entelektüel merkezi Mısır’da dengeler değişecek. Şimdi başta İhvan olmak üzere Mısırlılar darbe yönetimini nasıl düşüreceklerini ve darbeden sonraki liderliği nasıl dizayn edeceklerini tartışıyorlar. Şartlar olgunlaştığında Nil’in hediyesi, dünyanın annesi Mısır’da ağır bedeller ödenecek yeni bir devrime şahitlik edebiliriz.

Hakkında

1975’te Kahramanmaraş’ta doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nü bitirdi. Suriye’nin Anayasal Yapısı ve Baas Rejimi hakkında yüksek lisans yaptı. İslam Dünyası’nda Çatışma Çözümleri, Barış İnşası ve Sivil Toplum Kuruluşları sahasında doktora çalışmasına devam etmektedir. İşbilir, yirmi yıla yakındır birçok ulusal gazete ve dergide Muhsin Meriç müstear ismiyle ve kendi ismiyle makaleleri yayınladı. 2005 senesinde kurulan İslam Dünyası STK’ları Birliği’nin kuruluş çalışmalarında bulundu ve bu birliğin halen Genel Koordinatörlüğü’nü yapmaktadır. 2013 senesinde kurulan ve dünya çapında 400’e yakın STK’nın üye olduğu Uluslararası Rabia Platformu’nun da genel koordinatörü olan İşbilir, Türkiye Gönüllü Teşekküler Vakfı yönetim ve icra kurulu üyesidir. Başkanı olduğu Divan Derneği bünyesindeki Divan Akademi programı bünyesinde İslam Dünyası üzerinde düzenli dersler vermekte olan İşbilir’in Siyasetnameler, ABD’nin Ortadoğu Politikası, STK’lar ve Dış Politika, İslam İşbirliği Teşkilatı, İslami Hareketler, Balkanlarda İşbirliği İmkânları, Barış İnşası üzerine çalışmaları vardır.

Yorum Yap