Mısır’da Ulus Devletin Yeniden İnşası ve Şiddet Sorunsalı

Ahmet Gökçen 970 Gösterim

Mısır’ın Suriye ile birleşerek oluşturduğu Birleşik Arap Cumhuriyeti girişiminin başarısızlıkla sona ermesinden sonra dönemin yükselen değeri olarak ulus-devlet oluşturma çabaları hem Cemal Abdülnasır hem de Enver Sedat döneminde Mısır’da da denendi. Bu girişim, Hüsnü Mübarek döneminde de devam ettirildi. Şüphesiz bu yeni ulus-devlet yapısı kendini bir karşı kimlik üzerine konumlandıracaktı. Bu karşı kimliğin Hasan El-Benna ile başlayıp dünyanın birçok tarafına hızla yayılan bir toplumsal hareket olan Müslüman Kardeşler Hareketi olduğu söylenebilir.

Mısır’da cumhurbaşkanlığı yapan Nasır, Sedat ve Mübarek’in iktidarının ilk yıllarına bakıldığında bu durum açıkça görülmektedir. Bu üç lider öncelikle Müslüman Kardeşlerin desteğini arkasına alarak devletin başına geçse de çok kısa bir süre sonra harekete karşı sert bir cephe almak suretiyle İhvan’ı bastırmaya hatta terör örgütü olarak kabul etmeye ve dünyaya bu şekilde lanse etmeye başlamıştır. Yirminci yüzyılda siyasi hayatında ortak özellik olarak tanımlanabilecek ulus-devletin laik bir hükümet oluşturma ve bununla birlikte seküler bir toplum inşa etme çabası 1950’lerden 2000’lere kadar Mısır’da da yaşanmıştır. Bu çerçevede bir devletin kimliğini karşı kimlikler üzerine kurma ve politik, kültürel, dini ve hatta edebi tekelleşmeye doğru hızla yol alma gibi süreçler Mısır’da da ciddi bir biçimde ideolojik aygıtlar aracılığıyla tatbik edilmiştir.

2010 yılında Tunus’ta başlayan ve 2011’in Ocak ayında Mısır’a sıçrayan ayaklanmalar sonucunca 11 Şubat 2011’de Mısır’da Hüsnü Mübarek rejimi sona erdi. Rejimin devrim hareketini İslami bir kalkışma olarak yaftalamasından çekinen Müslüman Kardeşler hareketi, özgürlük, eşitlik ve adalet çağrılarıyla yapılan protestolara ilk etapta perde arkasından destek olmuş, ancak tüm halk kitlelerinin gösterileriyle katılmasıyla İhvan da desteğini sunmuştur. İzleyen dönemde toplumsal tabanı en geniş hareket olan Müslüman Kardeşeler, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Muhammed Mursi’yi aday göstermiş ve seçimi kazanarak uzun yıllar baskı altında olduğu Mısır’da iktidara gelmiştir.

Ancak İhvan’ın iktidar tecrübesi kısa sürdü. Dış aktörlerin Mısır’daki siyasi gelişmelere müdahil olması ve ülkede eski rejimler döneminde “inşa edilen”  ekonomik, siyasi ve toplumsal elitlerin “seküler” bir düşünce yapısına sahip olmaları İhvan’a karşı ciddi bir muhalefetin meydana çıkmasına neden oldu. Nitekim bu süreç 3 Temmuz 2013’te seküler elitlerin ve dış aktörlerin desteklediği ve yerel propaganda araçlarıyla koordine edilen bir askeri darbe ile son bularak İhvan iktidardan uzaklaştırıldı.

Darbenin mimarı Abdülfettah el-Sisi ile birlikte Mısır’da yeniden bir ulus-devlet inşa etme süreci hızla başladı. Sisi’nin Suudi Arabistan ziyareti, İsrail ile sık sık görüştüğünü açıklaması, özellikle Gazze’ye yönelik politikalarını sertleştirmesi ve klasikleşen bir şekilde Müslüman Kardeşler hareketini devlet kurumlarından ve sosyal yapılardan soyutlama siyaseti bu yeni inşa sürecinin işaretleri olarak belirtilebilir. Öyle ki her fırsatta şiddeti lanetleyen ve barışçıl protestolarını sürdüren Müslüman Kardeşler hareketi “terör örgütü” ilan edilmişti.

Önceki yönetimlerde olduğu gibi, ulus-devlet inşası sürecinde Sisi rejiminin de önemli enstrümanlarından ikisi yargı ve güvenlik birimleridir. Sisi’nin, Adalet Bakanlığı’na Mahfuz Sabir’i getirilmesinin ardından Müslüman Kardeşler’e yönelik baskı ciddi biçimde artış gösterdi. Hareket liderleri başta olmak üzere birçok kişi terör örgütünü yönetmek, üye olmak ve yardım etmek suçlamasıyla idam ya da uzun hapis cezalarına çarptırıldı. Bu hapis ve idam cezaları sadece Müslüman Kardeşler hareketini bastırma ve toplum nezdinde yıpratma amacı taşımıyor, bununla birlikte yeniden oluşturulmaya çalışılan ulus-devletin meşruiyet kazanmasına hizmet ediyordu. Benzer şekilde ülkede dini otorite kabul edilen El-Ezher de bu anlamda önemli bir işlev görmekteydi. Sık sık açıklamalar yapan Ezher, Müslüman Kardeşleri aşırıcılıkla ve sapkınlıkla suçluyor, hem hareketi toplum nezdinde değersizleştirmeye çabalıyor hem de aşırıcılığa meydan okuyarak İslam’ın daha liberal yönünü ön plana çıkarıyordu.

Mısır’daki gelişmeler ülkede yarım yüzyıldır oluşturulması denenen ulus-devlet inşası sürecinin hızlanarak devam ettiğini göstermektedir. Bu anlamda Müslüman Kardeşler hareketi yeniden bir “karşı kimlik” olarak tanımlanmakta ve rejim tarafından araçsallaştırılmaktadır. Sisi yönetiminin bu yöndeki pratiklerinin devam etmesi Mısır’da önümüzdeki dönemin daha fazla şiddet içereceğine işaret etmektedir. Ancak, dış aktörlerin baskısı, ekonominin kötüleşmesi ve içeride devrimci hareketlerin yeniden ayaklanması gibi nedenler Sisi yönetiminin sonunu getirebileceği gibi, Mısır’da toplumsal ve sosyal gerçekliklerden ilham alan yeni bir siyasi düzenin kurulmasına ön ayak olabilecektir. Mısır’ın başarılı bir biçimde siyaset sahnesinde yer alması ve kadim geleneğini sürdürmesi yeni bir sosyal anlaşma ile gerçekleşebilecektir.

Hakkında

1987 Kızıltepe/Mardin doğumludur. İlk ve Orta öğretimini Mardin ve İstanbul'da tamamlayan araştırmacı, Dumlupınar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nde lisans (2008) ve yüksek lisansını (2011) tamamladıktan sonra Selçuk Üniversitesi'nde Sosyoloji Anabilim dalında Doktora eğitimini sürdürmektedir. Halen Muş Alparslan Üniversitesi Sosyoloji Bölümünde kadrosu bulunan Gökçen, görevlendirmeyle (35.Md) Selçuk Üniversitesi Sosyoloji Bölümünde araştırma görevlisi olarak çalışmaktadır.

Yorum Yap