Mısır’da Şiddet Sarmalı ve “Tekfir” Tehlikesi

Ahmet Ayhan Koyuncu 884 Gösterim

Mısır’da yaşanan süreçte Müslüman Kardeşlerin şiddet tuzağına çekildiğine ilişkin daha önce bir yazı yazmıştım. “Barışçıl Muhalefetle Şiddet Sarmalı Arasında Mısır Devrimi” başlıklı yazıda Müslüman Kardeşlerin şiddetten uzak durmaları gerektiği vurgulanmıştı. Bu yazıda ise şiddet ortamında bir hareketin uzanacağı noktaya ilişkin, yine Mısır tarihinden örnekleri ele almaya çalışacağım.

Tekfir, bir kişinin din dışı bir eylem yaptığına ve bu eylem dolayısıyla kâfir olduğuna hükmetmektir. Bir akım olarak 1960’larda Mısır’da oluşmaya başlamış ve 1970’li yıllarda müstakil bir cemaat haline gelmiştir. “Et-Tekfir ve’l Hicre” adı ile bilinen grubun en tanınmış ismi, 1978 yılında idam edilen Şükri Mustafa’dır. Bir ziraat mühendisi olan Şükri Mustafa, öğrencilik yıllarında, henüz tutuklanmadan önce Seyyid Kutup’tan oldukça etkilenmiş ve Kutupçu akımın taraftarı olmuştu. 1960’lı yıllarda İhvan’dan bazı isimlerin hapiste yaşadıkları baskı, işkence ve zulüm dolu yıllar, İhvan içerisinde bile tekfirci bir anlayışın tohumlarını atmaya başlamıştı. Özellikle Kutup’un çağdaş Mısır ve dünya için “Cahiliye” tanımı yapması, Mustafa’nın fikirlerini şekillendiren önemli bir etken olmuştu. 1965 yılında Şükri Mustafa, rejim aleyhtarı çalışmalara katıldığı için tutuklanmış ve 1971 yılına kadar hapiste kalmıştır. Bu dönem, kendisinin ve akımının fikirlerinin oluşması ve oturması için ona önemli bir fırsat vermiştir. Mustafa’nın ortaya koyduğu tekfir fikri, önce İhvan’dan oldukça sert bir tepki görmüş, İhvan’ın sıkı muhalefeti ve tekfir fikrinin çürütülmesine yönelik çalışmaları, cemaatin etkisinin yayılmasını engellemiştir.

Hapisten çıktığı 1971 sonrasında hareket ciddi bir ivme kazanmış ve Şükri Mustafa’nın idam edildiği 1978 yılına kadar oldukça etkili bir hareket haline gelmiştir. Hareketin lideri Mustafa, özellikle cezaevinde baskı ve işkence uygulamaları sonrasında görüşlerini keskinleştirmiştir. Zihnin işleyiş biçimi şu şekilde özetlenebilir: bu zulüm ve işkenceyi bir Müslüman yapamaz. Buradakiler bu zulmü yapıyor. O halde bunlar Müslüman değil. Basitleştirmeye çalıştığım mantık, daha sonra çeşitli ilmi dayanaklarla desteklenmeye çalışılarak bir akım haline gelmiştir.

Tekfirci bir akım olmasına rağmen hareket, cihadı ve aktivist bir zihniyeti benimsememiştir. Hareket mevcut düzenle her türlü ilişkiyi reddetmiş ve pasifist bir anlayışı benimsemiştir. Fakat paradoksal bir biçimde, süreç içerisinde kendilerine karşı çıkan veya kendilerinden ayrılan isimlere şiddet uygulamış, hatta dönemin Evkaf Bakanlarından birisi olan Ez-Zehebi’yi kaçırma ve öldürme işlerine bulaşacak kadar ileri gitmiştir. Bu eylemler ise hükümetin harekete karşı daha sert tedbirler almasına yol açmış, 1978’de Mustafa ve beraberinde hareketin üç önemli ismi daha idam edilmiştir. Bu durum ise hareketin erimesinin başlangıcını teşkil etmiştir.

Nihayetinde akım, hükümet güçlerince kontrol altına alınmış ve güç kaybetmiştir. Oluşan yeni şartlar karşısında yeni stratejiler geliştirmeye başlayan hareket, geçmişteki birçok tutum, davranış ve görüşlerinde değişikliğe gitmek zorunda kalmıştır. Örneğin, kendilerini gizleyebilmek için sakal tıraşını serbest bırakmış, peçelerin açılmasına fetva vermiş ve belli sınırlar içinde devlette çalışmayı, Batı tipi elbiseler giymeyi kabul etmiştir.

Sürecin sonunda, eleştirdiği diğer akımlara benzemiş, ancak bu zaman zarfında yaşadıkları baskı ve zulüm bütün diğer İslami hareketleri de olumsuz etkilemiş, ayrıca kendileri de tekfir gibi ümmet için bela bir durumun savunuculuğu pozisyonunu üstlenmiştir.

Mısır tecrübesi gibi diğer birçok tecrübe de şiddet ortamının, sağlıklı bir İslami anlayışın oturmasında önemli sorunlar yarattığı görülmektedir. Bu açıdan Müslüman Kardeşlerin, mevcut darbe yönetiminin tüm kışkırtmalarına rağmen şiddet ortamından uzak kalmasında fayda vardır. Bu yazıda ele alınan Tekfir cemaati, aslında uç bir örnektir. Ancak şiddetin doğuracağı bir olgu olması hasebiyle dikkate alınması gerekmektedir. İslam dünyası ve Mısır’ın ihtiyacı olan son şey bir tekfir hareketidir. Tekfir hareketi, asıl düşmanları göz ardı edip, hedefi mevcut Müslüman halk haline getirmektedir. Bu yüzden tekfirin bir mekanizması olarak şiddetten uzak durulması gerekmektedir.

1979 yılında Gaziantep/İslahiye doğumlu yazar, ilk ve orta öğrenimini Gaziantep’te tamamladı. Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyoloji bölümünü 2005 yılında bitirdi. Ardından başladığı Yüksek Lisansını 2008 yılında aynı üniversitede tamamladı. Bir süre ara verdiği akademiye 2010 yılı sonunda Muş Alparslan Üniversitesi Sosyoloji Bölümünde araştırma görevlisi olarak devam etti. 2012 yılında yine Afyon Kocatepe Üniversitesinde görevlendirmeyle doktora eğitimine başlayan yazar, 2014 yılı başında Muş Alparslan Üniversitesine geri döndü. Çalışmalarını halen bu üniversitede sürdürmektedir.