Mısır’da Selefi Siyasetin Çöküşü

Ahmet Ayhan Koyuncu 1040 Gösterim

Birbirinden farklı birçok sosyal ve siyasi hareketi tanımlayan bir kavram olarak Selefilik, modern dönemdeki neredeyse bütün İslami oluşum ve hareketleri kapsayan bir anlama karşılık gelmektedir. Selef kelimesi sözlükte “önce gelmek, geçmek, geçmişte kalmak” gibi anlamlara sahipken, literatürde Hz. Peygamber, sahabeler ve tabiine tabi olmayı ifade eder. Başka bir deyişle Selefilik kavramının özünde Hz. Peygamber’in ümmetinin ilk üç asrı ve o dönemin pratikleri ve anlayışları yatmaktadır. Önceleri Selefilik itikadi alanda bir ekol olarak ortaya çıkmıştır. Bu itikadi ekolün temel ilkesi Kur’an ve Sünnet’in lafzına bağlı olmaktır. Ancak Selefiyye sadece itikadi konularda değil, fıkıh alanında da belli bir düşünüşü, yorumlayışı, anlayışı temsil etmektedir. Yani hem itikat hem de amel hususunda bir mezhebi yaklaşımı ifade etmektedir.

“Öze dönüş” sloganı çerçevesinde bakıldığında modern dönemdeki İslami oluşum ve hareketler de Selefi bir çıkış olarak değerlendirilir. Ancak bu anlayış zamanla yukarıda zikredilen anlamlarının dışına bir çerçeveye oturtulmuş ve farklı şekillerde yorumlanmıştır. Çağdaş dönemde Selefilik üç kola ayrılmıştır. Birincisi “ilmi” Selefilik, İkincisi davetçi Selefilik ve üçüncüsü de cihadi Selefiliktir. Özellikle Mısır’daki görünüm bu şekildedir. Ancak şunu belirtmek gerekir ki bu üç başlık altında ele alınan gruplar homojen gruplar değildir. Kendi içlerinde çeşitli oluşumlara ayrılmışlardır. Bizim bu yazıda ele alacağımız Nur Partisi, ikinci grup içerisinde yer almaktadır.

İlk etapta 25 Ocak 2011’de başlayan devrim gösterilerine karşı bir pozisyona sahip olan Selefiler, 1 Şubat tarihine kadar yayınladıkları bildirilerde devlet başkanına isyanın suç olduğunu, siyasetten uzak durulması gerektiğini savunurken, 1 Şubat 2011 tarihli bildiride artık siyasi süreçlere dâhil olduklarını ifade etmişlerdir. Siyasete dair tavırlarının değişmesinin artık kaçınılmaz olduğunu, ülkeyi anarşinin içine çekenlerin bundan sonra devam edemeyeceğini dile getirmişlerdir. Fakat bu süreçte Selefiler birlikte hareket etme noktasında sorun yaşamışlar ve birçok siyasi parti kurmuşlardır. Bunlardan üç tanesi seçimlere girme hakkına sahip olurken, bu partilerden en büyüğü Nur Partisidir. Nur Partisi, 25 Ocak Devrimini izleyen dönemde Müslüman Kardeşler hareketinin siyasi kanadı olan Hürriyet ve Adalet Partisine karşı önemli bir oluşum olarak görülmüş ve özellikle İslami kesimden destek almıştır. Öyle ki Nur Partisi ülkede devrim sonrası süreçte düzenlenen ilk parlamento seçimlerinde en yüksek oy alan ikinci parti olmuş ve mecliste 108 milletvekili ile temsil edilmeye hak kazanmıştır.

Bazı yorumculara göre Nur Partisi’nin siyasi pozisyonundaki bu ani dönüşüm, doğal çerçevede görülemeyecek rekor bir zaman diliminde yaşanmıştır ve kimi yorumcuların sebeplerini sorgulattığı siyasi bir fırsatçılık içermiştir. Dönüşüm sonucu ortaya çıkan durumu sorgulayanlar, bu dönüşümü; özellikle Suudi Arabistan menşeli dış mali kaynaklara, yine benzer dış odakların dayattığı siyasi seçeneklere veya Nur Partisi’nin ülke içindeki güvenlik kurumlarıyla olan ilişkilerine bağlamışlardır.

Nur Partisi’nin asıl problemli tavrı Müslüman Kardeşler hareketine ve Muhammed Mursi iktidarına karşı pozisyonlarında yatmaktadır. Mübarek döneminde Selefiler hem demokratik düzeni küfür olarak görmüşler hem de yöneticiye itaatsizlik ve isyanı haram olarak nitelemişlerdir. Fakat seçimler döneminde çok hızlı örgütlenerek İhvan karşısında ikinci bir güç konumuna gelmişlerdir. Ayrıca yöneticiye itaatsizliğin haramlığını gerekçe göstererek ayaklanmaya katılmamaları da söz konusu İhvan olunca değişmiş ve Nur Partisi İhvan’ın darbe ile iktidardan indirilmesini desteklemiş ve kendi itikatlarına göre yöneticiye isyan etmişlerdir. Hem Mübarek hem de darbeci Sisi dönemi ile kıyaslandığında Mursi dönemi, Mısır’daki İslami kesimler açısından önemli fırsatları barındırmasına rağmen Nur Partisi liderliği kendi tabanınca da tepki toplayan bir tutum izlemiştir. Partinin bu politikasının da etkisiyle Mısır’daki İslami siyasi kadrolar Mübarek döneminden daha ağır şartlarla yüzleşmek durumunda kalmışlardır. Dolayısıyla Nur Partisi liderliğinin tercihleri Mısır’da devrim sürecinin gelinen nokta itibariyle başarısız olmasına katkıda bulunmuştur.

Kendisini Müslüman Kardeşler hareketinin alternatifi olarak gören Nur Partisi darbe sonrası süreçte ciddi biçimde bu hedeften uzaklaşmıştır. Nur Partisi taban desteğini kaybetmiş ve darbe sonrası dönemde yapılan seçimlerde varlık gösterememiştir. Seçimlerden önceki süreçte parti içerisinde çeşitli bölünmeler ve kopmalar yaşanırken bu durum seçim sonuçlarına ciddi biçimde yansımıştır. 2011’deki seçimlerde ikinci parti olarak mecliste 108 sandalye kazanmayı başaran Nur Partisi, 2015’in Ekim ve Kasım aylarında düzenlenen seçimlerde sadece 12 milletvekili çıkarabilmiştir.

Darbe sonrasında Sisi rejiminin ülkedeki ekonomik sorunlara çözüm üretememesi ve diğer problemler karşısında etkili politikalar geliştirememesi, son olarak da Kızıldeniz’deki iki adanın Suudi Arabistan’a verilmesi, ülke içerisinde Sisi’ye yönelik memnuniyetsizliğin en üst düzeye çıkmasına yol açmıştır. Bu süreçte yaşanan başarısızlıkların en büyük sorumlusu olarak Sisi rejimi gösterilebilecektir. Bununla birlikte Sisi’nin iktidara gelmesine doğrudan destek olan ve Müslüman Kardeşler hareketinin ülke siyasetinden dışlanmasına destek vererek toplumsal kesimler arasındaki ayrışmanın derinleşmesine neden olan başlıca siyasi hareket olarak Nur Partisi görülebilecektir. Dolayısıyla Mısır’da gelinen noktaya dair bir başarısızlık faturası kesilecekse bunda Nur Partisi’nin rolü göz ardı edilmemelidir.

1979 yılında Gaziantep/İslahiye doğumlu yazar, ilk ve orta öğrenimini Gaziantep’te tamamladı. Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyoloji bölümünü 2005 yılında bitirdi. Ardından başladığı Yüksek Lisansını 2008 yılında aynı üniversitede tamamladı. Bir süre ara verdiği akademiye 2010 yılı sonunda Muş Alparslan Üniversitesi Sosyoloji Bölümünde araştırma görevlisi olarak devam etti. 2012 yılında yine Afyon Kocatepe Üniversitesinde görevlendirmeyle doktora eğitimine başlayan yazar, 2014 yılı başında Muş Alparslan Üniversitesine geri döndü. Çalışmalarını halen bu üniversitede sürdürmektedir.