Mısır’da Mübarek Dönemine Dönüş Sinyalleri

Ahmet Gökçen 1308 Gösterim

Arap Baharı sürecinde en çok konuşulan ülkelerden birisi olan Mısır’da, 3 Temmuz 2013’te yaşanan askeri darbe sonrasında Hüsnü Mübarek dönemine dönüşün işaretleri görülmeye başlandı. Öncelikle Hüsnü Mübarek’in iktidara gelişinin ardından özellikle Müslüman Kardeşlere başta olmak üzere muhalif hareketlere yönelik izlediği politikaların benzerleri günümüzde de görülüyor. Öyle ki Mübarek’in İhvan’ı terör örgütü ilan ederek siyasi süreçlerden dışlaması siyasetinin hemen aynısı bugün Sisi tarafından uygulanıyor. Dışarıdan desteklenen ekonomi, asker postalları gölgesindeki yargı, medyadaki karalama kampanyaları ve şiddet sarmalı Mübarek döneminde yaşanan ve bugünkü durumla benzerlikler barındıran olay ve olgular olarak karşımıza çıkıyor.

3 Temmuz 2013’teki darbeden bu yana yaşanan süreçte en yoğun baskıya maruz kalan aktör Müslüman Kardeşler’dir. Cemal Abdulnasır, Enver Sedat ve Hüsnü Mübarek dönemlerinde olduğu gibi Sisi döneminde de Müslüman Kardeşler sürecin en çok sıkıntısını çeken grup olarak hafızalara kazınmıştır. Mısır’ın sosyal, siyasal ve kültürel tarihinde önemli bir rol üstlenen Müslüman Kardeşler Hareketi, oluşumundan bu yana sürekli olarak bu asker kökenli cumhurbaşkanlarıyla çekişme içine girmiştir. Nihai olarak 2011 Ocak Devrimiyle birlikte yapılan demokratik seçimle Cumhurbaşkanlığına Mursi’yi geçiren hareketin bu demokratikleşme çabası çok geçmeden yine Sisi tarafından organize edilen bir askeri darbe ile inkıtaa uğramıştır. İzleyen dönemde, daha önceki başkanların yöntemini izleyen Sisi, İhvan’a terör örgütü muamelesi yapmayı tercih ederek hareketi siyasal süreçlerden dışladı. 80 yıldan fazla bir süredir varlık mücadelesi veren hareket üyeleri ise geçmişte olduğu gibi bugün de ciddi sıkıntılar çekerek Mısır’ın daha demokratik bir yapıya bürünmesi için mücadele etmektedirler.

Mısır yargısı da, Sisi’nin askeri darbe ile iktidara gelişinden sonra darbe karşıtları ve özellikle Müslüman Kardeşler üyeleri hakkında sert kararlarıyla ön plana çıktı. İttihadiye davası, El-Ganayim Olayları, Rabia Operasyonları Birimi, Ezbekiyye şiddet olayları, Şura Meclisi Gösterileri, Vadi’in Natrun Hapishanesi Hadisesi, Bakanlar Kurulu Hadisesi gibi davalarda “hükümet(!) karşıtlığı, anayasaya karşı çıkma, terör örgütüne üye olma, izinsiz gösteri yapma, polis, asker ve kamu mallarına şiddet ve zarar, silah ve mühimmat bulundurmak” gibi ittihamlarla onlarca kişi idam ve müebbet hapis cezasına, yüzlerce kişi hapis cezasına çarptırıldı. Bu haliyle Mısır’daki yargı süreçleri Mübarek dönemiyle ciddi anlamda benzerlik içeriyor.

Mısır medyası da askeri darbe sonrası Sisi’nin en büyük silahlarından biri haline geldi. Askeri darbe ile birlikte medya aracılığıyla hızlı bir şekilde darbe karşıtlarını ve Müslüman Kardeşleri karalama kampanyası başlatıldı. Bununla birlikte Müslüman Kardeşler ve darbe karşıtları yanlısı haber yapan medya kuruluşları da kapatılarak muhalefetin medya yoluyla temsilinin önü kesilmiş oldu. Başta Türkiye ve Katar medyası olmak üzere askeri darbeyi eleştiren dış basın kuruluşları ve bu basın kuruluşlarına ait Mısır’daki gazeteciler Sisi ve darbe hükümetinin öfkesine, bazı gazeteciler ve aktivistler ise şiddete maruz kaldı. Bunun yanında darbe yanlısı medya organları ise Sisi’yi kahraman, Mısır’ı radikallerden kurtarılmış bir ülke olarak resmediyorlardı. Şuanki haliyle Mısır medyası Mübarek döneminden daha da gerilemiş bir basın hürriyetine sahiptir. Nitekim Mübarek döneminde kısmen de olsa rejimin eleştirildiği yayın organları bulunabiliyordu. Sisi döneminde ise iktidar karşıtı her ses istisnasız olarak susturuluyor.

Mısır dış politikası da Sisi’nin iktidara gelmesi ile ciddi anlamda değişim geçirmiştir. Muhammed Mursi döneminde yumuşayan ve yakınlaşan Mısır’ın Türkiye ve Filistin ile olan ilişkileri Sisi ile beraber oldukça sertleşmeye başlamıştır. Buna karşılık İsrail ve Amerika ile olan ilişkiler Mübarek dönemindeki haline dönmüştür. Öyle ki Kahire, Tel-Aviv’in Gazze’ye yönelik saldırılarında istihbarat paylaşımı dahi yapmış, buna karşın Gazze’ye hiçbir yardımda bulunmamıştır. Sisi yönetimi bu saldırılar sırasında Katar tarafından gönderilen yardımların da Refah sınır kapısından geçişine izin vermemiştir. İsrail’in saldırısı hakkında Sisi’den herhangi bir tepki ya da kınama gelmemiş olması da Mısır’ın Gazze’ye yönelik tutumunu göstermektedir.

Hüsnü Mübarek’in devrilmesinin ardından yaşanan istikrarsızlık nedeniyle iyice kötüleşen Mısır ekonomisi halen eski seviyesinden çok uzakta. Mısır ekonomisini sadece ayakta tutabilmek üzere dizayn edilen Körfez ülkelerinin ekonomik yardımları darbe sürecinin hızlı bir biçimde tamamlanarak normalleşmeye geçileceği varsayımına yönelik bir planlamayı içermekteydi. Ancak darbe karşıtlarının bitmeyen protestoları ve ekonomik darboğazın pençesindeki Mısırlıların şikayetlerinin, Sisi yönetimini geleceğe dair daha karamsar olmaya ittiği gerçeği de birçoklarınca dillendiriliyor. Bu noktada yeniden altı çizilmesi gereken durum ise Mısır’da siyasi istikrarsızlığın devam etmesinin en önemli nedenlerinden bir tanesinin ekonomik kötüleşme olduğudur.

Nihai olarak Mısır’da Sisi dönemindeki gelişmelere bakıldığında Hüsnü Mübarek ve daha öncesindeki rejimlere dönme süreci açık bir biçimde gözlemlenebilir. Ordunun yetkilerinin Mübarek döneminde olduğu gibi ciddi anlamda genişletilmesi, sivillerin askeri mahkemelerde yargılanmalarının önünün açılması, rejim karşıtlarının her türlü baskı aracı kullanılarak etkisizleştirilmesi, polisin aşırı güç kullanması, medya üzerinde sansürün yeniden devreye girmesi gibi birçok unsur Mısır’da eski rejim günlerine dönülüyor oluşunun işareti. Mısır’da demokrasi yanlılarının ve İslami kesimin -özellikle Müslüman Kardeşler’in- tüm bu gelişmeleri birer tarihsel tecrübe addederek şiddete başvurmayan muhalefeti sürdürmesi, ileriki dönemlerde ülkede daha demokratik bir ortamın var olabilmesinin temel anahtarıdır.

Hakkında

1987 Kızıltepe/Mardin doğumludur. İlk ve Orta öğretimini Mardin ve İstanbul'da tamamlayan araştırmacı, Dumlupınar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nde lisans (2008) ve yüksek lisansını (2011) tamamladıktan sonra Selçuk Üniversitesi'nde Sosyoloji Anabilim dalında Doktora eğitimini sürdürmektedir. Halen Muş Alparslan Üniversitesi Sosyoloji Bölümünde kadrosu bulunan Gökçen, görevlendirmeyle (35.Md) Selçuk Üniversitesi Sosyoloji Bölümünde araştırma görevlisi olarak çalışmaktadır.

Yorum Yap