‘Dünyanın Annesi’ Mısır’ın Darbeyle İmtihanı

Cihangir İşbilir 1259 Gösterim

Ortadoğu’da son yıllarda gittikçe artan yoğunlukta statükonun sorgulanması, meşruiyet arayışı, sivil ve demokratik yönetim tesisi teşebbüslerine en büyük zarar Temmuz 2013’te Mısır’da gerçekleştirilen darbe ile verildi. Mısır’ın Arap Dünyası ve bölgedeki ağırlığı, tarihi ve kültürel geçmişi ve birikimi, (Camp David’le çerçevesi çizilen) bölge dengelerinin ‘garantörü’ olma gibi jeopolitik önemi sebebiyle Mısır’daki gelişmeler bölgeyi her zaman derinden etkilemiştir. Mısır darbesi ve devam eden gelişmelerle birlikte Arap dünyası, Kuzey Afrika, Doğu Akdeniz, Ortadoğu ve İslam Dünyası yeni bir döneme girdi denebilir. Darbenin etkileri tüm bu ölçeklerde ayrı ayrı analiz edilmeden sağlıklı bir hasar tespit raporu çıkartılamayacağı gibi isabetli bir çıkış yolu da bulunamayacaktır. Bu dönemin şartlarının kalıcı olup olmayacağını veya bu türbülansın ne kadar hasar bırakacağını darbe yönetiminin tavırları ve darbe rejimine karşı geliştirilecek tavırlar belirleyecek.

Temmuz 2013 darbesi, Ortadoğu’da başta asker-sivil ilişkileri olmak üzere birçok sahada değişime sebep oldu ve bölgenin kodlarını olumsuz yönde yeniden düzenledi. Darbenin üzerinden 13 ay geçmesine rağmen darbeyi destekleyen uluslararası aktörlerin tavırlarını değiştirmemelerini, bölgedeki ‘İsrail’in güvenliği’ eksenli yerleşik düzeni sarsmamak uğruna bölge insanının demokrasi rüyasını başka bir bahara erteledikleri şeklinde okumak mümkün. Bu ‘erteleme’, 14 Ağustos’ta Rabia ve Nahda Meydanlarında gerçekleşen ve bir günde en çok sivil gösterici öldürülmesi açısından modern tarihin en büyük katliamı olarak kayda geçen ve İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün de ‘insanlığa karşı işlenmiş suç’ ve ‘sistematik katliam’ olarak rapor ettiği kanlı günü ‘görmeme’ ve ‘üzerini örtme’yi sonuç verdi. Bir yıldır devam eden tutumlarına bakılacak olursa, darbenin destekçileri ve darbe rejiminin sponsorları statükoyu ve iktidarlarını korumak gibi birbirinden farklı ama birbirini destekleyen ve besleyen motivasyonlarla bu maliyeti göze almış görünüyorlar.

Darbe rejiminin medyayı tekeline almasına, gösteri kanununun sertleştirilmesine, Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nın yasaklanıp mallarının el konulmasına, darbe karşıtlarına ağır cezalar verilmesine ve yaygın tutuklamalarla muhaliflerini kontrol altına almak istemesine rağmen Mısır sokaklarının hâlâ barışçıl darbe karşıtı gösterilere şahit oluşu sosyal bölünmeyi derinleştirdiği gibi darbe rejiminin de kazanmak istediği meşruiyeti ve kurmak istediği hâkimiyeti imkânsız hale getiriyor. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve ABD’nin desteğine rağmen ekonominin bir türlü stabil hale getirilememesi bu olumsuz durumu daha da kronikleştiriyor. Üç yılı aşkındır Tunus’ta ilk kıvılcımı yakılan bölgedeki meşruiyet, adalet ve hürriyet arayışının oluşturduğu yeni sosyoloji ve uyandırdığı kolektif bilinç, bölge ülkelerinin demografik yapısı da dikkate alındığında özellikle Mısır’daki mevcut durumun sürdürülebilir olmadığı tezlerini güçlendiriyor diyebiliriz.

İsrail’in iki aya yakındır Gazze’ye yönelik saldırılarına karşı Filistinlilerin tarihin en güçlü direnişi ile karşılık vermesi, darbe rejiminin bir yıldır İsrail’in Gazze’ye yönelik tutumunu güçlendirecek bir siyaset izlemesi ve son saldırılarda İsrail’i destekleyen bir pozisyon alması Temmuz 2013 darbesinin arka planını da büyük ölçüde ortaya çıkarmış görünüyor. Ateşkes görüşmelerinde her ne kadar Mısır darbe yönetimine ‘arabuluculuk’ ve ‘barış inşa edici’ rolleri verilmeye çalışılsa da bu sürecin bir türlü başarıya ulaşamamasında darbecilerin Hamas’a karşı tavrı belirleyici olmuştur. Sonuç ne olursa olsun ‘İsrail’in sigortası’ gibi bir rol oynayan darbe yönetiminin Filistinlilerin haklarını savunacak bir tavır takınması ve bu şekilde algılanması, her ne kadar El-Fetih kanadından bazı olumlu açıklamalar yapılsa da mümkün görünmemektedir.

Statükonun korunması ve bölgedeki Arap ülkelerinin meşruiyet rüzgârlarını bertaraf etmek ve iktidarlarını korumak istemeleri uğruna Mısırlıların demokrasi rüyasını kâbusa çeviren Temmuz 2013 darbesi ve 14 Ağustos Rabia Katliamının üzerinden bir sene geçmesine rağmen Mısır’da ne sosyal güven ortamı ne ekonomik istikrar sağlanmış, ne de içte ve dışta istenen meşruiyet kazanılmış durumda.  Mısırlıların ve ‘dünyanın annesi’ Mısır’ın darbe ile imtihanı devam ediyor. Bu imtihanın seyrini ve sonucunu Mısırlıların darbe yönetimine karşı tavrı, darbeyi destekleyen ülke ve örgütlerin tutumları, küresel şartların bölgeye etkisi, darbe karşıtı duruşlarını koruyan Türkiye ve Katar’ın bu duruşlarını devam ettirip ettirmeyecekleri ve yeni müttefiklerle bu hattı güçlendirip güçlendirmeyecekleri gibi faktörler belirleyecek.

Hakkında

1975’te Kahramanmaraş’ta doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nü bitirdi. Suriye’nin Anayasal Yapısı ve Baas Rejimi hakkında yüksek lisans yaptı. İslam Dünyası’nda Çatışma Çözümleri, Barış İnşası ve Sivil Toplum Kuruluşları sahasında doktora çalışmasına devam etmektedir. İşbilir, yirmi yıla yakındır birçok ulusal gazete ve dergide Muhsin Meriç müstear ismiyle ve kendi ismiyle makaleleri yayınladı. 2005 senesinde kurulan İslam Dünyası STK’ları Birliği’nin kuruluş çalışmalarında bulundu ve bu birliğin halen Genel Koordinatörlüğü’nü yapmaktadır. 2013 senesinde kurulan ve dünya çapında 400’e yakın STK’nın üye olduğu Uluslararası Rabia Platformu’nun da genel koordinatörü olan İşbilir, Türkiye Gönüllü Teşekküler Vakfı yönetim ve icra kurulu üyesidir. Başkanı olduğu Divan Derneği bünyesindeki Divan Akademi programı bünyesinde İslam Dünyası üzerinde düzenli dersler vermekte olan İşbilir’in Siyasetnameler, ABD’nin Ortadoğu Politikası, STK’lar ve Dış Politika, İslam İşbirliği Teşkilatı, İslami Hareketler, Balkanlarda İşbirliği İmkânları, Barış İnşası üzerine çalışmaları vardır.

Yorum Yap