Arap Devrimleri ve Siyasal İslam’ın Geleceği

Metin Özkan 1180 Gösterim

Devrik lider Hüsnü Mübarek geçtiğimiz günlerde katıldığı bir televizyon programında “Ülkeyi siyasal İslami akımların elinden kurtardık’’ cümlesiyle Mısır’daki karşı-devrim süreci ile ilgili önemli bir ipucu verdi. Cemal Abdülnasır döneminden bu yana Mısır’da yönetime gelen iktidarların tümünün karşılarına aldıkları cephe “Siyasal İslam”dı. Bu yazıda Mısır siyasetinin son 50 yılına iktidara muhalefetiyle ve tüm baskılara rağmen yürüttüğü sosyal hizmetleriyle damga vuran siyasal İslami hareketlere dair kimi tespitlerde bulunulacak.

Birçok çalışmada siyasal İslam kavramının açıklanmaması ve okuyucunun algısına bırakılması gerçekte siyasal İslam’ın ne olduğunun tanımlanmasını gerektirmektedir. Genel bir literatür taraması ile İslam kurallarına dayalı bir hükümet kurmak üzere gerçekleşen oluşumların siyasal İslam olarak tanımlandığı ifade edilebilir.

Siyasal İslam’ın doğuşundan (Hz.Peygamber’in Medine’de devletini kurması) halifeliğin kaldırıldığı 1924 yılına kadar siyasal İslam’ın geçirdiği evreler ile ilgili geniş bir literatür bulunmaktadır. Ancak Ortadoğu coğrafyasında din ve devlet ilişkileri, modernite ile birlikte Batı’da yaşanan din-devlet ilişkilerinden farklı bir seyir izlemiştir. Ortadoğu coğrafyasında siyasal İslam’ın önemli temsilcilerinden olan Müslüman Kardeşler hareketi, kurulduğu Mart 1928’den bu yana kendini değiştirip geliştirerek muhalif politikaların öncüsü olmuştur.

Burada belirtmek gerekir ki Müslüman Kardeşler gibi siyasi İslam hareketleri, Batı kültürünün seküler yönlerini reddederek günümüz toplumlarının sorunlarını din ve maneviyattan uzak olmakla bağdaştırmışlar ve bu sorunların çözümünün yolunu dini değerlere önem vermek ve İslam’a dönüş olarak görmüşlerdir. Siyasal İslam, Batı uygarlığının pozitif yönlerinden yararlanmakla beraber, zararlarından uzak durabilecek modern bir İslami toplum düzeni yaratmanın da peşindedir.

Mısır’ın siyasal İslam bağlamında tarihine bakılacak olursa bunun bir tehdit olmaktan çok paranoya olduğu görülecektir. Arap ordularının fethi ile başlayan ve Nasır’ın iktidar dönemine uzanan süreçte, Mısır halkı İslam ile içi içe bir yaşam tarzı benimsemesine rağmen, devletteki vurgu İslamileşmekten çok Arap milliyetçiliğine doğru kaymıştır.

1970 yılında Nasır’ın ölümü üzerine, devlet başkanlığı koltuğuna Enver Sedat oturmuş ve Mısır’da liberal ekonomiye geçiş sürecine girilmiştir. Enver Sedat döneminde hem ekonomi hem de siyasi uygulamalarda liberal adımlar atılmış, birçok yasaklı partinin seçimlere girmesine izin verilmiştir. Mısır’daki politik hayat çok partili sisteme dayandırılmış ancak dini argümanlara dayanan partilerin kurulması yasaklanmıştır.

Hüsnü Mübarek 1981’de Enver Sedat’ın suikast sonucu öldürülmesiyle iktidara gelmiş ve iktidarda olduğu süre boyunca dini öğeler içeren siyasi partilerin kurulmasını engellemiştir. Mısır’da olağanüstü hal rejimi özellikle İslami akımlara karşı uzun süredir uygulanmakta ve belirli aralıklarla uzatılmaktaydı. Sedat ve halefi Mübarek, Nasır’ın iktidar yıllarından farklı olarak ülkede liberal ekonomiyi benimsemiş, dış politikada ise taraflı ve çıkar ilişkilerine dayalı bir siyaset izlemişlerdir.

Nihayetinde 2011 yılında başlayan halk ayaklanmasına bir süre direnen Mübarek rejimi devrimi takiben son bulmuştur. Haziran 2012’de Cumhurbaşkanı seçilen Muhammed Mursi ile birlikte coğrafyanın Müslüman Kardeşler özelinde siyasal İslam açısından tarihi sınavı başlamıştır.

Muhammed Mursi’nin Cumhurbaşkanı seçildikten sonra izleyeceği yol, Müslüman Kardeşler’in siyasal İslam’ı nasıl algıladığı ve devleti nasıl reforme edip yöneteceği konusunda çok kritik bir sürecin başlangıcıydı. Ancak İslamcıların, yönetme konusunda hazırlıksız oluşu ve demokrasi algıları devrim sürecini çok hızlı bir şekilde olumsuza çevirdi. Günümüz demokrasisinin, kazanın her şeyi aldığı bir sistem olmaktan çok karşılıklı özveriye dayandığı gerçeği bir kere daha gözler önüne serilmiş oldu.

Arap devrimlerinin kısa vadede kazananı siyasal İslamcılar oldu. Mısır, Tunus ve Fas’taki demokratik seçimlerden zaferle ayrılan bu gruplar, devrimlerin geleceği için de diğer ülkelerdeki benzer hareketlere ümit verdiler. Ancak uzun yıllardır muhalefette olup bastırılan bu kesimlerin yönetim konusundaki eksiklikleri ve acemilikleri, bu grupların iktidar tecrübesi anlamında yetersizliklerini de ortaya çıkardı. İzleyen süreçte Müslüman Kardeşler hareketi Mısır’da iktidarı kaybederken, Tunus’taki Nahda’da iktidarı paylaşmak durumunda kalmıştır.

Kuşkusuz siyasal İslam, Arap devrimlerinin verilerinden istifade etti ve kendisini, düşen rejimlerin alternatifi olarak sundu ve böylece muhalefet saflarından iktidara geçti. Siyasal İslam’ın liderleri, ‘yönetici’ler gibi hareket etmeye başladı. İslamcıların ekseriyeti, tarafların zihinlerine yerleşen tutucu ideolojilerin sonucu olarak etraflarındaki farklı siyasi güçlerle yüzleşmek durumunda kaldı. Bu ideolojilerin hepsi de ‘ötekini’ ve ötekiyle ortaklığı kabul etmeyen veya en iyi ihtimal Mısır’da yaşandığı gibi ötekinin düşme veya bitirilme anını bekleyerek şüpheci vaziyette duran dışlayıcı ideolojilerdi.

Arap Baharı pek çok sebepten ötürü siyasal İslam’ın izlediği yolda bir dönüm noktası da oldu. Öncelikle ideolojinin tek başına siyasi başarının garantisi olamayacağını ve İslamcıların reform ve değişim için tutarlı ve net bir planı olması gerektiğini ortaya koydu. İkinci olarak, Müslüman Kardeşler gibi klasik İslamcı hareketlerin kendilerine yönelik desteği, ideoloji ve stratejilerinde köklü değişiklikler yapmadan koruyamayacakları ortaya çıktı. Mısır’da Müslüman Kardeşlerin iktidarı kaybetmesinin tek nedeni tecrübesizlikleri değildi; içlerinde muhafazakarların ağırlıkta olması ve bu durumun, kararlarını ve Mısır’daki siyasi krizi yönetme kabiliyetlerini etkilemesi de bunda etken oldu. Üçüncü olarak, siyasal İslam hareketleri hatalarından ders çıkarabilir. Örneğin Tunus’taki Nahda Partisi, Mısır’da Müslüman Kardeşlerin düşüşünden dersini aldı ve bu doğrultuda, yetki paylaşımını ve diğer siyasi fraksiyonlara siyasi ödünler vermeyi kabul etti.

Sonuç olarak Arap Baharı, siyasal İslam’ı farklı şekillerde etkiledi ve bir süre daha etkilemeye devam edecektir. Bu süreçte İslami hareketlerin, demokratik düzene uyum göstermiş siyasal İslam’ı ve özgürlüklere bakış açılarını gözden geçirme fikrine yönelmeleri gerekmektedir.

Hakkında

Lisans ve Yüksek Lisans eğitimini Dumlupınar Üniversitesi’nde tamamladı. 2013 yılında Gazi Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü’ne Araştırma Görevlisi olarak atandı. Halen Gazi Üniversitesi Siyaset ve Sosyal Bilimler Anabilim Dalı’nda Doktora eğitimine devam etmektedir.