Arap Baharı’ndan Kesintisiz Darbe Düzenine Doğru: Mısır’da Darbenin 5. Yılı

Mısır Bülteni 175 Gösterim

Tam dört yıl önce Mısır’ın 4000 yıllık tarihinde demokratik bir seçimle işbaşına gelmiş ilk başkanı Muhammed Mursi’ye karşı 21. Yüzyıl’ın en kanlı ve en vahşi askeri darbesi yapılarak Mursi iktidardan doğrudan hapse yollandı. Darbe bizzat Mursi’nin atamış olduğu kendi Savunma Bakanı tarafından düzenlendi, ama içerden ve dışarıdan sürpriz sayılan yığınla destekçisi oldu.

BAE ve S. Arabistan, tıpkı bugün Katar’a karşı hareket  ettikleri gibi bu darbe girişiminde de başı çektiler. Tabii, ABD ve AB ülkeleri de belki ilk dakikada değil ama sonradan ortaya koydukları tavırlarla darbeyi desteklediler. İçerden ise S. Arabistan destekli Selefi Nur Partisi, solcular, Kıpti kilisesi ve liberallerin yanısıra Ezher Şeyhi, Baltacılar ve medyanın büyük kısmı ilk dakikadan itibaren darbenin yanında yer aldılar.

Darbe koalisyonunda yer alanların profili de darbe sürecine götüren dil ve söylemler de başlıbaşına büyük ibretler barındırıyor, Mursi seçileli bir yıl dahi olmamıştı ama solcularla liberaller Mursi’nin yüzde 52 oy alarak başkan seçilse de iktidarı başkalarıyla paylaşmamakla eleştirmeye ve Mısır’ın asırlık sorunlarını yüz gün içinde çözemediğinden hareketle mırıldanmaya başlamışlardı.

Bu mırıldanmalar darbe için ilk motivasyonları vermeye başlamıştı bile. Mursi’nin yönetiminde Mısır’a yaptığım ziyaretlerde liberal ve solcu gazetecilerden en çok duyduğum argüman “Mursi’nin niteliksiz halkın oylarıyla seçilmiş olduğu” idi. Tipik bir “çobanın oyuyla profesörün oyu” karşılaştırması yaygındı yani.

Mursi’ye karşı süslü bir laf olarak ifade edilen “Temerrüt” hareketi 25 Ocak 2011 yılında Hüsnü Mübarek’e karşı gerçekleşmiş olan devrimin sembol meydanı olan Tahrir’de 30 Haziran’da büyük bir miting yapacaktı. Mursi’nin niteliksiz oylarını küçümseyen darbeciler bu özgürlük meydanını Baltacı denilen “çapulcu” sürüleriyle doldurarak resmen ve alenen devrimin şanlı meydanını çalmış oldu. Bu çapulculuk bir unvan olarak bizde Gezi hadisesinde pişkince sahiplenilenden farklı değildi.

Mısır’ın devrimcileri çalınan meydanlarına karşılık hemen Rabia Meydanı’nı ve Mısır’ın bütün meydanlarını ikame ettiler ve Mursi’ye isyan eden kesimlere karşılık onların birkaç katı insanı bir ay boyunca meydanlarda tamamen barışçıl bir direnişle tuttular. Bu duruş tamamen barışçıl, hiç bir şiddet niyeti ve eylemi olmayın gerçek bir devrimci duruştu. Ne yazık ki, baştan itibaren ilan ettiği şiddet karşıtlığı büyük ihtimalle darbeciler için onları kolay lokma da kılmış oldu. Çünkü darbecilerin insana ve insanlığa dair hiç bir değerleri hiç bir hassasiyetleri yoktu. Bir sabah Cumhuriyet Sarayı’nın karşısında namaz kılan insanlara ateş açarak onlarca kişiyi öldürmek suretiyle neler yapabileceklerine dair ilk işareti verdiler. Buna rağmen meydanlardaki duruşlarına devam eden yüzbinlerin üzerine acımasızca yaylım ateşi açarak kalabalıkları dağıtmaya giriştiler. Meydandaki yaralıları tedavi eden hastaneleri ateşe vererek, toplanmış cesetleri iş makinalarıyla ezdiler.

Bütün bunlar olduğunda sözümona demokratik batılı dünyadan en ufak bir ses çıkmadı. Dünya aynı günlerde Türkiye’de gerçekleşmekte olan ve birkaç ağacın yerinin değiştirmesinden yola çıkan Türkiye’nin Temerrüt hareketi olarak Gezi hadisesine gösterdiği ilginin yüzde birini bile göstermedi.

İşin doğrusu, bir İslam dünyasında bir demokratik gelişmenin bu şekilde başlangıç aşmasında katledilmesine karşı medeni batılı dünyanın sergilediği duyarsızlık çok söz, çok analiz götürür. Bu sözün büyük çoğunluğu tabii ki batılı dünyanın demokrasi iddiasında, bilhassa İslam dünyasında demokrasinin gelişmesine olan ilgisinde ne kadar samimi ve dürüst olduğuyla ilgilidir. Bu tavır aslında üç yıl sonra Türkiye’de FETÖ’nün giriştiği darbe girişimi başarılı olmuş olsaydı neler olabileceğine dair önemli bir ipucu veriyordu.

Mısır’daki darbeye karşı oluşan uluslararası koalisyonun aynı rollerle 15 Temmuz’da da karşımıza çıktığını gördük. Aslında bir koalisyon Mısır’daki darbeyle eş zamanlı olarak Türkiye’yi de hedef alan Gezi hadisesinin mahiyetini de yeterince aydınlatıyor.

Mısır’daki darbeden sonra geçen dört yıllık süre içinde Suriye’de, Libya, Yemen ve Tunus’ta yaşananlar, Türkiye’de Gezi’den sona 17-25 Aralık ve 15 Temmuz sürecinde yaşananlar ile bugün Katar kriziyle ilgili olarak yaşananların toplamı, birbiriyle irtibatlı bir sürecin içinde olduğumuzu gösteriyor.

Ulaşmış olduğu noktaya bakarak Arap Baharı sürecinin baştan itibaren böyle bir sonuç hedeflenerek bir planın parçası veya başlangıcı olduğunu söyleyenler var. Oysa Arap Baharı’nın sonradan olan birçok şeyi tetikleyen bir süreç olduğu doğru olabilir ama başlangıcı kesinlikle tamamen Arap-Müslüman halklarının kendi onurlarına, özgürlüklerine ve iradelerine sahip çıkma adına kendiliğinden gelişen bir uyanışı temsil ediyordu.

Hareket kısa süre içinde bütün Arap dünyasında tam bir bahar etkisini gösterdi. Halklar arasında yüzyıldır devam eden kopukluğu gideren bir birlik atmosferi oluştu. Aradan diktatörler çekiliyor, halklar kendi iradelerinin bir kıymet ifade ettiği bir dünyayı keşfediyordu.

Bu gelişmenin dünya egemenlerinin isteği doğrultusunda gerçekleşmesi akla da mantığa da aykırıydı. Nitekim aslında herşeyin iyi gittiği durumda tek endişe konusu yüz yıl önce bu dünyayı kurmuş egemenlerin sahneye ne zaman çıkıp bu sürece sabote etmeye çalışacağıydı.

Sahneye Mısır’da çıktılar, ardından Suriye, Libya ve Yemen’de sabote ettikleri süreçle birlikte İslam dünyasını tam bir kaosun içine soktular. Yeni bir düzen de kuramadılar. Yakın veya orta vadede kendileri lehine yeni bir düzen kurma ihtimalleri de gözükmüyor. Aslında bütün yaptıkları, yeni, özgür bir dünyanın doğuşunu geciktirmiş oluyorlar. Mısır’da giriştikleri, destekledikleri darbeyle tarihlerinin en büyük hatasını yaptılar. Bugün o büyük hata yüzünden kendilerini çevreleyen dünyada çok daha güvensiz durumdalar. Üstelik durumu düzeltmek için attıkları her adım durumlarını biraz daha içinden çıkılmaz hale getiriyor. Bütün bir Ortadoğu’yu kesintisiz darbe süreciyle yönetmek akıl işi değil..

Bahar ise mevsim işidir, döner dolaşır tekrar gelir.

Yazar: Yasin Aktay
Kaynak: Bu yazı ilk olarak 3 Temmuz 2013 tarihinde Yeni Şafak gazetesinde yayınlanmıştır.
Hakkında
Mısır Bülteni

Mısır Bülteni (MB) Türkiye kamuoyunu Mısır’daki siyasi, toplumsal, kültürel ve ekonomik gelişmeler başta olmak üzere hemen her alanda bilgilendirmek amacıyla kurulmuş bağımsız bir platformdur. MB’nin öncelikli amacı okuyuculara Mısır’daki gelişmeleri objektif bir biçimde aktararak Ortadoğu’nun bu önemli ülkesi hakkında doğru bilgiye sahip olmalarını sağlamaktır.